Anne ve Çocuk Sağlığı

İnsanın kendini iyi hissetmesi önemli bir sağlık göstergesi olarak kabul edilir. Ancak sağlıklı bireyler sağlıklı kararlar verebilir. Sağlıklı anneler de sağlıklı çocuklar yetiştirir. Sağlıklı olmak için belli başlı faktörler vardır. Bu faktörlerden en önemlileri insanın içinde bulunduğu çevresel faktörlerdir. İnsanın içinde yaşadığı ortamın çatışmalı mı yoksa barış ortamında mı olduğu, beslenme ve barınma şartları, eşitlik ve adalet duygusunun hâkim olması, eğitim imkanları iyi hissetmenin temel dinamikleri olarak kabul edilebilir.

İnsan biyolojik, psikolojik, sosyal ve ruhsal bir varlıktır. Maslov ihtiyaçlar hiyerarşinde temel fizyolojik ihtiyaçları, piramidin tabanına yerleştirmiştir. Piramidin üst basamaklarına doğru barınma, güvenlik ile sosyal ve psikolojik ihtiyaçlar gelir. En üst basamaklara doğru çıktıkça insanın kendini gerçekleştirmesi ve başkalarının kendini gerçekleştirmesi için çalışmak aşaması gelmektedir. Yani piramitte yer alan bütün basamaklar insanın kendini iyi hissetmesiyle yani sağlıklı hissetmesiyle ilgilidir.

İnsanın çevresel şartlara uyum ve adaptasyon sağlama becerisi kişinin kendini iyi hissetmesiyle yakından ilişkilidir.  İnsanın doğal ortamda hayatını sürdürmek için gerekli olan temel yaşam becerilerine sahip olması son derece önemlidir. Çünkü insan eskisi kadar olmasa da hala doğal şartlardan etkilenmektedir. Doğal şartlar kadar insanı etkileyen diğer çevresel faktör de yapay çevre faktörleridir. Küreselleşen dünyada doğal çevrenin tahrip olması sonucunda kurulan yapay ve suni çevre insanların iyilik halini yakından etkileyen bir faktördür. Çünkü temiz gıdaya ulaşma zorluğu, ulaşım zorlukları, temiz hava ve temiz suya ulaşım zorlukları insanların iyilik halini yakından etkilemektedir. Sosyal medya ve internet çağının getirdiği yeni alışkanlıklar yeni yeni patolojik durumları ortaya çıkarmaktadır.

İnsan bilgisizlik, genetik faktörler, vücut yapısı ve alışkanlıklar, dikkatsizlik ve çevresel faktörler nedeniyle iyilik halini kaybederek hasta olabilir. Bu nedenle insanın iyi hissetmesi için sağlıklı yaşamın temel ilkeleri konusunda bilgi sahibi olması, genetik yatkınlıklarından kaynaklanan vücut özelliklerini fark ederek dikkatli yaşaması gerekmektedir.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ana “çocuğu olan kadın” anlamına gelir. Ana ve çocuk sağlığı dediğimizde öncelikle ana sağlığından bahsetmek gerekir. Çünkü ana çocuğu karnında taşır ve kendi sağlığı çocuğunu yakından etkiler. Ana sağlığını gösteren temel demografik göstergelere baktığımızda doğurganlık oranı, çocuk ölümü, kaba doğum hızı, genel doğurganlık hızı, çocuk/kadın oranı, ana ölüm hızı, toplam düşük hızı gibi göstergeler ana ve çocuk sağlığını gösteren temel demografik göstergeler olarak kabul edilebilir.

Kadın sağlığı denildiğinde sadece üreme sağlığı akla gelmemelidir. Çünkü kadın biyolojik, psikolojik ve ruhsal yönden bir bütündür. Bu nedenle kadın sağlığı kadını bir bütün olarak ela almakla doğru bir şekilde anlaşılabilir. Kadının bir bütün olarak iyilik haline sahip olmadığı durumlarda üreme sağlığından da bahsedilemez. Üreme sağlığı insanların sağlıklı bir cinsel yaşamlarını olması ve güvenli ve tatmin edici bir ilişkilerinin olması ile yakından ilişkilidir. Üreme sağlığı demek yalnızca fizyolojik ve mekanik bir olgu olmaktan ziyade psikolojik ve ruhsal denge hali ile yakından ilgilidir. Bu denge hali bireylerin ne zaman çocuk yapacaklarına karar vermeleri ile de yakından ilintilidir. Bu da bireylerin karar verme özgürlüğüne bağlıdır. Aile planlaması, insanların istediği zaman ve istediği kadar çocuk sahibi olması olarak ifade edilmektedir.

Anne adayının hamilelik öncesi, hamilelik dönemi ve doğum sonrasında sağlığına ve alışkanlıklarına dikkat etmesi gerekir. Çünkü annenin sağlığı çocuğun sağlığını doğrudan etkiler. Çocuğun en hızlı geliştiği dönem anne karnında geçirdiği dönemdir. Annenin hamilelik döneminde sağlıklı belenmesi çok önemlidir. Aynı şekilde zararlı maddeleri bünyesine almamak için özen göstermesi de gerekir ki bu maddeler çocuğun gelişimini yakından etkiler.

Doğum sonrası annenin ve çocuğun sağlığı yakından takip edilmelidir. Lohusa döneminde kadının kendini toparlaması için özel bir bakıma ihtiyaç duyulur. Bu dönem aynı zamanda yeni doğan çocuğun sağlık kontrollerinin yapılması ve sağlıklı beslenmesi bakımından da özel bir ihtimam gösterilmesi gereken bir dönemdir. Yeni doğan çocukların nicel ölçümlerinin yapılması, nefes kontrolü, kan değerlerinin ölçülmesi, temel reflekslerinin kontrol edilmesi ve temel vitaminlerinin verilmesi sağlığı açısından önemlidir. Hastalıkların önlenmesi için çocukların düzenli olarak izlenmesi ve aşılarının yapılması gerekir. İşitme ve görme testlerinin yapılması ve hastalık riski taşıyıp taşımadığı ana çocuk sağlığı merkezlerinde izlenir. Böylece anne çocuğunu geleceğe sağlıklı bir şekilde hazırlayabilir. Çocuklar doğumdan sonraki ilk haftada, 15. Günde, 41. Gününde, 2. Ayda, 3. Ayda, 4. Ayda, 6. Ayda, 9, ayda ve 12. Ayda kontrol edilir. 1-3 yaş arasında 6 ayda bir, 3-6 yaş arasında yılda 1 kez izlenir.

Anne ve çocuk sağlığı erken çocukluk dönemini içine alan bir gelişim dönemini kapsamaktadır. Bu dönem okul öncesi eğitim dönemine tekabül eder. Bu dönemde okul ile aile ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde kurulması anne ve çocuk sağlığını yakından ilgilendirir. Bu bakımda okul öncesi döneminde çok önemli olan aile katılımı çalışmaları çocuk gelişimini ve sağlığını etkilediği kadar anne sağlığına ve annenin iyilik haline de önemli katkılar sağlar. Sağlıklı ve iyi hisseden anne ve çocukların artması için okul öncesi eğitimin bilinçli bir şekilde yapılması gerekir. Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması aynı zamanda kadınların ve çocukların iyilik halinin artmasına katkı sağlar. Kadının iyi olması ve iyi hissetmesi de ailenin mutluğuna doğrudan katkı sağlar. Bu arada babaların da annelerden öğrenecek çok şeyleri olduğunu da söylemek gerekir. İyi hisseden kadınlar ve iyi hisseden erkeklerden oluşan ailelerde sağlıklı çocuklar yetişir. Sağlıklı çocuklar da mutlu ailelerin çekirdeğini oluşturur.

Dr. Nadir Çomak

Erken Çocuklukta Motor Becerilerin Gelişiminin önemi

Erken çocukluk dönemi çocuk gelişimi açısından son derece önemli bir dönemdir. Çocukların fiziksel gelişim, bilişsel gelişim, duygusal gelişim, sosyal ve dil gelişimi olmak üzere farklı gelişim alanları vardır. Bu gelişim alanları erken çocukluk döneminde hızlı bir değişim gösterir. Her bir gelişim alanı hem birbirinden bağımsız olarak hem de birbiriyle yakın bir ilişki halinde gelişir. Bu yazımda fiziksel ve motor gelişim üzerinde duracağım.

Çocukların fiziksel ve motor gelişim erken çocukluk döneminden ergenlik dönemine kadar devam eder. Ergenlik döneminde alışkanlık haline gelen fiziksel hareketlerde ustalık kazanan ergen insan bu ustalığını yaşamı boyunca kullanarak devam ettirir. Çocuklarda fiziksel gelişim öncelikle refleks davranışlarla başlar. Çocuklar dünyaya geldiğinden itibaren bazı refleks hareketlerle dünyaya gelir. Bu refleksler bir iki haftadan üç dört aya kadar kaybolur. Temel yaşama refleksi denilen bu hareketler, moro refleksi, babinski refleksi, yüzme refleksi ve arama refleksi gibi temel reflekslerdir. Çocuklar büyüdükçe bu refleksler kaybolur.

Çocukların kemik yapıları yaşları ilerledikçe gelişir. Kemik yapıları gelişen çocuklar yavaş yavaş kaba motor hareketleri yapmaya başlar. Okul öncesi dönem kaba motor hareketlerin öğrenilmesinde önemli bir gelişim dönemini oluşturur. Çocukların fiziksel olarak gelişmesi, obezite gibi rahatsızlıklardan korunması ve oyun becerilerini öğrenmeleri açısından son derece önemlidir. Fiziksel becerilere yaygın olarak psikomotor ya da motor beceriler adı verilir. Motor beceriler kaba motor ve ince motor beceriler olmak üzere ikiye ayrılır. Erken çocukluk döneminin son evresi olan 6 yaş sınırına geldiğinde çocuklar kaba motor beceriler yanında ince motor becerileri de yavaş yavaş kazanmaya başlar. İlkokula hazırlık açısından okul öncesi dönemde çocukların ince motor becerilerini geliştiren el hareketlerini yapmaları, makas ve boya kalemlerini kullanarak kendilerini geliştirmeleri önemlidir. İnce motor becerileri çocukların parmaklarını ve ellerini kullanmaları ile gelişir. Böylece ilkokula başlayan çocuklar okul öncesi dönemde ince motor becerilerini geliştirerek okula gelirse yazı yazma konusunda daha kolay uyum sağlayabilirler.

Çocukların akranları ile daha kolay anlaşması, uyum sağlaması ve liderlik becerilerini geliştirmeleri için fiziksel hareketler çok önemli bir yer tutar. Bu hareketlerin yapılması çocukların aynı zamanda bilişsel, duygusal, sosyal ve dil gelişimleri açısından da çok değerlidir. Çocuklar fiziksel aktivite gerektiren oyunları ve hareketleri yaparken aynı zamanda kendilerini keşfederek liderlik becerilerini de geliştirirler. Bu açıdan fiziksel hareketlilik gerektiren oyunların çocuklara öğretilmesi çok önemlidir. Okullarda fiziksel hareket gerektiren oyunlar öğretmen gözetiminde güvenli ortamlarda yaptırılır. Ailelerin çocuklara fiziksel hareket alışkanlığı kazandırması için özel bir çaba göstermesi gerekir. Ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte özellikle açık hava etkinliklerinde oynaması, spor hareketleri yapması son derece önemlidir. Çocuk gelişiminde fiziksel hareket gerektiren oyunların oynatılması, spor egzersizleri yaptırılması çocukların yalnızca motor gelişimi için değil bütün gelişim alanlarının eşgüdümlü bir şekilde gelişmesi için de son derece önemlidir.

Dr. Nadir Çomak

Okul Öncesi Eğitimi Neden Yaygınlaştırılmalıdır?

Okul öncesi eğitimi erken çocukluk eğitimi olarak da adlandırılır ve çocukların geleceğe hazırlanmasında çok önemli bir yere sahiptir. Ülkemizde sürdürülen okul öncesi eğitiminin sahadaki tatbikinde mevzuatlara göre farklı uygulama modellerine rastlanmaktadır. Bu uygulamaların en yaygın olanı MEB bünyesindeki resmî kurumlarda yürütülen okul öncesi eğitimidir. Bu uygulamalar iki şekilde yapılır. Müstakil okul öncesi eğitim kurumları ve ilköğretim okulları bünyesindeki anasınıfı uygulamalarıdır. Bu uygulamalar resmi ve özel öğretim kurumlarında da yapılabilmektedir. MEB’na bağlı özel öğretim kurumları tarafından açılan okul öncesi eğitim kurumları özel bir eğitim anlayışıyla kaliteli bir eğitim vermeye çalışmaktadır. Özel eğitim kurumlarının ayakta kalabilmesi için rekabet şartlarını dikkate alarak kaliteli bir eğitim vermesi gerekir. Bu da eğitimin maliyetini artırabilmektedir. Maliyet artışı ailelerin özel okul öncesi kurumlarına erişimini güçleştirmektedir.

Erken çocukluk eğitimine yönelik olarak hizmet veren ve farklı statüde çalışan eğitim uygulamaları da bulunmaktadır. “Kurumlar kendi çalışanlarına yönelik olarak “çocuk bakımevi,” özel sektörün işlettiği merkezler “kreş ve gündüz bakımevleri,” işyerleri merkezleri ise “kreş” açabilmektedir. 0.6.2012 tarihli ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında çıkarılan Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Yurtlarına Dair Yönetmelik‟te işyerlerinin kreş ve gündüz bakımevi açma yükümlülüğüne dair düzenlemeler bulunmaktadır. Buna göre 100’den fazla kadın işçi çalıştıran işyerlerinde emzirme odası açılmalıdır, 150’den fazla kadın çalışanı varsa işyerinin 0- 66 aylık çocuklar için kreş açma zorunluluğu bulunmaktadır. Devlet Memurları Kanunu’nun 191. maddesinde düzenlenmiş olan Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Açılacak Çocuk Bakımevleri Hakkında Yönetmelik’in 2. maddesine göre kurum çalışanlarının 0-6 yaş grubuna giren en az 50 çocuğu bakımevi hizmetinden faydalanabilir. Ancak, bu hizmetin sağlanması için kurumun bağlı veya ilgili olduğu bakanın onayı alması gerekmektedir. Ayrıca, mülki idare amirinin denetiminde, il ve ilçe merkezlerindeki memurların çocuklarının ortaklaşa olarak faydalanacağı bir bakımevinin açılması olanağı da bulunmaktadır (m. 20). Kamu Kurumlarındaki kreş sayısı giderek düşüş göstermekte, kreşler kapatılmakta ya da yenileri açılmamaktadır. 2012 yılında yayınlanan Kamu Sosyal Tesislerine İlişkin Tebliğ ile kreş de dahil olmak üzere kamu tesisi açmak isteyen kurumlara bütçeden destek verilmeyeceği bildirilmiş, 2013 genel bütçesinde bu yönde düzenlemeler yapılmıştır. Son olarak Mayıs 2014‟te yayınlanan “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkındaki Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Bakanlar Kurul Kararı” ile bu alanda hizmet verecek olan özel sektöre teşvik sağlanacağı duyurularak hizmetlerin özelleştirilmesi süreci hızlandırıldı.

Türkiye‟de yerel yönetimler 2007‟den önce okul öncesi kurum açmaya yetkiliyken Anayasa Mahkemesi‟nin 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14. maddesinde yer alan, “Belediyelerin okul öncesi eğitim kurumları açabilir” düzenlemesini, bu düzenlemenin belediyeleri kamu hizmetinin görülmesi yönünden “genel görevli” kılan içeriğini gerekçe göstererek iptal etmesi nedeniyle, ancak yasada yer alan sosyal hizmet yükümlülüklerine dayanarak bu hizmetleri verebilir hale geldi. Şu anda bazı belediyeler bu hizmeti ücretsiz olarak vermektedir.

Özel şirketler Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü‟ne bağlı Kreş ve Gündüz Bakımevleri açabilirler. Yukarıda belirtildiği gibi, “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkındaki Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Bakanlar Kurul Kararı” ile bu alanda hizmet verecek olan özel sektöre teşvik sağlanacağı duyurulmuştur. Kreş ve Gündüz Bakımevleri, Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ve Özel Çocuk Kulüpleri Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmeliğe göre faaliyet gösterir. 0-6 yaş arasındaki çocuklar bu hizmetlerden faydalanabilir.”[1]

Bu mevzuat ve uygulamalar dikkate alındığında ülkemizde erken çocukluk eğitimi verilmesi için birçok farklı seçeneğin olduğu görülmektedir. Kadınların iş yaşamında aktif olarak yer alması çocuk bakımı ve eğitimi konusunda sorunlara yol açmaktadır. Geniş aile yapısının çekirdek aile yapısına göre daha fazla olması çocuk bakımı ve eğitimi konusunda ebeveynlerin destek olmasını güçleştirmektedir. Aynı zamanda yurt içi göç oranlarının hızla artması geniş ailelerden ayrılarak başka illerde yaşamak zorunda kalan çekirdek ailelerin çocuk bakımı ve eğitimi konusunda profesyonel destek almasını zorunlu hale getirmektedir. Aile yapısındaki değişim ve göç olgusunun toplum üzerindeki etkisini daha net bir şekilde görmek için Türkiye Aile Yapısı istatistikleri incelenebilir.[2]

Bu bilgiler ışığında ülkemizde çocukların eğitim yaşamlarına ve hayata hazırlanması için okul öncesi eğitimi yaygınlaştırılmalıdır. Bu amaçla organize sanayi bölgeleri içerisinde kreşler ve okul öncesi eğitim kurumları açılabilir. Ayrıca yerel yönetimler erken çocukluk dönemine hizmet etme amacıyla kreş ve okul öncesi kurumu açmak için daha fazla gayret göstermelidir. Bu konuda farkındalığın oluşması için eğitimcilerin bilinçlendirme çalışması yapmasına ihtiyaç olduğu aşikardır. Çocuklarımızın iyi bir eğitim alması için fiziksel, sosyal, duygusal, bilişsel ve dil gelişimi açısından bütünsel bir gelişim göstermeleri için alanında uzman eğitimcilerden eğitim alması son derece yararlı olacaktır.

Dr. Nadir Çomak


[1] http://www.keig.org/wp-content/uploads/2016/03/hangi.pdf

[2] https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Aile-2020-37251

Okul Öncesi Eğitim Programlarının Tarihçesine Bir Bakış

Müfredat ya da eğitim ve öğretim programları verilecek eğitimin çerçevesini belirler. Eğitim ve öğretim bilginin nasıl verileceğini ve nasıl davranışa dönüştürüleceğini ve nasıl ölçüleceğini tanımlayan araçlardır. Bu amaçla dünyada geliştirilen farklı eğitim ve öğretim programları mevcuttur. Bunlar okul öncesi eğitim kuramları ve yaklaşımları olarak adlandırılır. Her bir kuram ve yaklaşımın kendine ait bir sistemi vardır. Genel olarak bu yaklaşımların ortak özelliği çocuk merkezli olması, oyunu eğitim aracı olarak merkeze alması, yaparak ve yaşayarak eğitimi esas alması, etkinlik merkezli olması ve çocukların akran eğitimiyle birlikte kapalı alan ve açık alan etkinlikleriyle ilk okula ve gelecek yaşantılarına hazırlanması olarak ifade edilebilir.

Okul öncesi eğitimi erken çocukluk dönemini kapsayan bir eğitim yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma göre çocukların erken çocukluk dönemi olarak kabul edilen dönemde eğitim almalarının gerekli olduğuna inanılır. Dünyada erken çocukluk eğitimine yönelik olarak kurgulanmış farklı eğitim kuramları vardır. Bu kuram ve yaklaşımlara göre de dünyanın farklı ülkelerinde farklı okul öncesi eğitim modelleri uygulanmaktadır. Dünyada en yaygın olarak kullanılan okul öncesi eğitim modelleri genel olarak 19. Yy. dan sonra ve bazı modeller de ikinci dünya savaşından sonra kurgulanmıştır. Bu modellerin geliştirilmesinde endüstri devrimi sonucunda kadınların erkeklerle birlikte iş yaşamında girmeye başlamasının önemli etkisi vardır. Erkeklerin gece geç saatlere kadar fabrikalarda çalışması sonucunda babasız büyüyen çocuklar kavramı ortaya çıkmıştır. Çocuklar evden erken çıkan ve eve gece yarısında dönen babalarını göremeden büyümeye başlamıştır. Hatta çocuk işçilerin büyüklerin yapamayacağı küçük işleri yapabildikleri için uzun saatler zor işlerde çalıştırılması önem bir sorun olarak tarihteki yerini almıştır. Bu dönem hakkında Postman’ın “çocukluğun yok oluşu” nitelemesi oldukça yankı bulmuştur.

Böylece giderek artan iş gücü ihtiyacı sonucunda kadının da iş yaşamına girmesi sonucunda bazı fabrikalar kendi işçileri için okul öncesi eğitim kurumları açmak zorunda kalmıştır. Bu kurumlarda uygulanan kuram ve uygulamalar sonucunda farklı eğitim modellerinin geliştirildiği bilinir. Bunlardan en çok bilineni Waldorf sigara fabrikası çalışanları için kurulan okul öncesi kurumunda gelişen waldorf eğitim yaklaşımıdır. İkinci dünya savaşından sonra Avrupa’da büyük bir erkek nüfus kaybı yaşanmıştır. Kadınlar iş yaşamına daha fazla girmek zorunda kalmıştır. Ayrıca yine ikinci dünya savaşından sonra “baby boom” olarak adlandırılan doğum oranlarının büyük bir artış göstermiş olması yeni okul öncesi eğitim modellerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Dünya’da en çok bilinen okul öncesi eğitim modelleri şunlardır; Montessori Metodu, Waldorf Yaklaşımı, Head Start Programı, High/scope Programı, Portage Programı, Proje Yaklaşımı, Reggio Emilia Yaklaşımı, Orman Okulu Yaklaşımı, Piramit Yaklaşımı, Önyargı Karşıtı Program. Bu yaklaşım ve modellerin her birinin kendine has bir eğitim yaklaşımı ve sistemi bulunmaktadır.

2013 yılında kabul edilen MEB okul öncesi programının temel özelliği ise dünya genelinde uygulanan bu farklı okul öncesi eğitim modellerini dikkate alan bir yapı sergilemesidir. Bu özellik MEB okul öncesi programının eklektik özeliği olarak ifade edilmektedir. Yani bu yönden baktığımızda Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı okul öncesi eğitim programı dünyadaki diğer okul öncesi eğitim programlarına ihtiyaç bırakmayacak ölçüde evrensel özellikler sergilemektedir. Bu programın kuramsal alt yapısının güçlü olduğu iddiası bizzat program taslağında “eklektik olma özelliği” olarak ifade edilmektedir. Programın bu özelliğine rağmen Türkiye’de yukarıda isimlerini saydığımız farklı kuram ve yaklaşımları uygulayan özel okul öncesi eğitim kurumlarının yaygın olarak bulunması dikkati çekmektedir. O halde MEB okul öncesi programı dünyadaki bütün eğitim yaklaşımlarını dikkate alıyorsa ülkemizde neden hala her bir yaklaşımın okullarının kurulmakta olduğu sorusu akla gelmektedir.

Bu sorunun cevabı dikkatle araştırılmalıdır. Bu araştırma yapılırken cevabı bulmak için gıda sektöründen bir örnek vererek konunun daha iyi anlaşılmasına ışık tutabiliriz. Yiyecek ve gıda sektöründe hizmet veren lokantalar farklı yemekleri ve lezzetleri tüketiciye sunmaktadır. Esnaf lokantalarında her türlü yemek bulunmaktadır. Tatlılar arasında ise çok besleyici olan aşure tatlısı raflardaki yerini almaktadır. Bu çeşitliliğe rağmen insanlar yalnızca burger yemek için ya da yalnızca kebap veya pide yemek ya da pizza yemek için ihtisas lokantalarını tercih edebilmektedir. Eğitim kurumları da bu örneğe benzetilebilir. İnsanlar çocuklarının daha iyi eğitim alması için başarısı kanıtlanmış eğitim modellerinin uygulandığı okulları tercih ediyor olabilir. Çünkü ihtisas okullarının uzun yıllar boyunca kendine ait bir sistemi ve kendine has eğitim materyalleri ve uygulama modeli gelişmiştir.

Gelecek yazılarımda dünyadaki farklı okul öncesi eğitim modellerini ve yaklaşımlarını incelemeye devam edeceğim. Ayrıca MEB okul öncesi eğitim programının özellikleri üzerine de yazılar yazmaya çalışacağım.

Nadir Çomak

error

Websitemi Beğendiniz mi? Başkalarının da faydalanması için paylaşır mısınız? :)

Email Gönder
Whatsapp