Marmara Denizindeki Kirliliğin Nedenleri ve Çözüm Yolları Üzerine Bir Değerlendirme

Dr. Nadir Çomak

Bütün doğal çevre üzerinde olduğu gibi Marmara Denizinin kirlenmesinde de insan etkisi baş rolü oynamaktadır. O halde bu insanları yetiştiren eğitim sistemi 1. derecede sorumludur. Şayet Marmara Denizi temizlenecekse eğitim sisteminin yetiştireceği sorumluluk sahibi, doğa dostu ve çevre okur yazarı olan insanlar tarafından temizlenecektir. Bu nedenle ülke olarak insan yetiştirme sistemimizi gözden geçirmeliyiz. Müfredatları, öğretmen yetiştirme programlarını, sivil toplum faaliyetlerinin başarısını, politikacıların çevre dostu karar verme süreçlerini, sanayicileri, yöneticileri çevre okur yazarı olup olmama durumlarına göre yeniden incelemeliyiz.

Marmara Denizindeki Kirliliğin Nedenleri ve Çözüm Yolları Üzerine Bir Değerlendirme

Marmara Denizi, 11.350 km² kaplayan yüzölçümü ile Türkiye’nin Asya ve Avrupa topraklarını birbirinden ayıran bir iç denizdir.[1] Bu denizden ismini alan ve çevresinde bulunan Marmara Bölgesinde 11 il merkezi ve bunlara bağlı 155 ilçe merkezi bulunmaktadır.[2] Marmara Bölgesinin nüfusu 2019 yılında 24 milyon 465 bin 689 olarak hesaplanmıştır.[3]  “Marmara Bölgesi Türkiye’de kentleşme oranı en yüksek bölgedir. Türkiye’deki kentli nüfusun 3’te biri bu bölgededir ve halkın yaklaşık % 80’ı kentlerde yaşar. İstanbul, bölge nüfusunun yarısından çoğunu barındırır. Türkiye’nin 5. büyük kenti Bursa, bölgenin önemli kentlerindendir. Bölge ekonomisinin temelini sanayi ve ticaret oluşturur. Türkiye sanayi üretiminin yarısından çoğunu burası gerçekleştirir. Türkiye’de ekili-dikili alanların, oranca en fazla olduğu Marmara Bölgesi’nde; tarım yaygın olarak ve modern yöntemlerle yapılır. Marmara Bölgesi’nin, Türkiye ekonomisindeki asıl ağırlığı sanayi, ticaret ve hizmetler alanındadır. Bu yönüyle bölge, Türkiye’de ilk sıradadır.

  • Bölgede elde edilen gelirin yaklaşık yarısını sanayi kesimi sağlar.
  • Ticaret ve ulaştırmanın bölge gelirindeki payı % 25’in üzerindedir.
  • Türkiye’de üretilen sanayi mallarının yarısına yakını bu bölgede gerçekleştirilir.
  • Türkiye milli gelirinin yaklaşık 5’te biri bu bölgenin payına düşer.
  • Bütün Türkiye’de sanayi sektöründe çalışan işçilerin yarısı da bu bölgededir”.[4]

Son gülerde Marmara Denizinde görülmeye başlayan deniz salyası, insanlarda büyük bir infiale neden oldu. Sarıcı’ya göre, “denizdeki biyolojik üretimin başlangıcını, ilk basamağını teşkil eden fitoplankton dediğimiz mikro alglerin, yani mikroskobik bitkiciklerin aşırı çoğalması sonucu, ortamda vuku bulan bazı şartlara tepki olarak bıraktıkları salgıya müsilaj diyoruz”. [5] Acaba bu tepki hangi sebeplerden kaynaklanmaktadır? Küresel ısınma yüzünden sıcaklıkların artmasından mı kaynaklanmaktadır? Ya da bölgesel olarak bu kirliliği tetikleyen ve insan etkisinden kaynaklanan faktörler nelerdir? Şimdi bu sorularımıza cevap aramaya başlayalım ve şimdi Marmara Denizinin kirlenmesine neden olan faktörleri inceleyelim. “Marmara Denizi çeşitli kirlilik yüklerine maruz kalan bir iç denizimizdir. Havzadaki kirletici kaynaklar; endüstriyel, evsel, tarımsal alanlardan gelen kirleticiler ve gemi kaynaklı kirleticiler olmak üzere birçok farklı türden oluşmaktadır. Bu kirleticilerin etkisiyle Marmara Denizi’nin özümseme kapasitesi gün geçtikçe azalma göstermektedir”.[6] Yani denizin doğal dengesi bozulmakta ve deniz ekosistemi kendisini yenileyemez bir duruma gelmektedir. Bu sonucun ortaya çıkmasında etkili olan kirletici faktörlere bir göz atalım. “Marmara Denizi üzerindeki kirletici kaynaklar 9 farklı kategoride incelenebilir:

  1. Kara kökenli kirleticiler,
    1. Noktasal kaynaklar,
    2. Kentsel atıksular,
    3. Endüsriyel atıksular,
    4. Düzenli depolama sızıntı suları,
    5. Termal (sıcak ve soğuk) ve yoğun su deşarjları,
    6. Yayılı kaynaklar,
    7. Zirai atıklar,
    8. Hayvansal atıklar,
    9. Meskûn bölgelerden gelen akış ve sürüklenmeler,
    10. Atmosferik taşınım kaynaklı kirleticiler
  2. Gemi kaynaklı kirleticiler,
    1. Sintine/çamur
    2. Balas,
    3. Petrol kaçakları,
    4. Evsel Atıksu,
    5. Çöpler, katı atık
    6. Biofouling,
    7. Gemi hava emisyonu
  3. Dip taramaları,
  4. Mikrobiyolojik Kirlilik,
  5. Deniz çöpleri,
  6. Sınır aşan kirlilik,
  7. Kıyı düzenlemeleri,
  8. Kanal İstanbul etkisi incelenmelidir.”[7]

“Deniz kirliliğinin en önemlilerinden bir tanesi gemi kaynaklı kirliliklerdir. Gemi sintine, balast suyu ve kimyasal yük taşıyan, (LPG, LNG, TTA, TCH)  risk oranı yüksek gemiler deniz kirliliğinde büyük tehdit oluşturmaktadır. 2012-2013-2014 yılları Çanakkale Boğazı gemi geçiş istatistiğine baktığımızda geçen gemi sayısı ortalama 43.582’dir. Çanakkale Boğazda toplana yıllık atık miktarı ortalama 170.000 tondur. Verileri oranladığımızda 2012-2013-2014 yılları gemi başına düşen ortalama atık miktarı 3.862 kg’dır. Boğazdan geçen risk oranı yüksek gemi geçişlerine baktığımızda yine aynı yıllar ortalaması 27.547 kg’dır. Verileri oranladığımızda risk oranı yüksek gemi başına düşen ortalama atık miktarı 18.513 kg’dır. Bu oranlar boğaz için azımsanamayacak miktarlardadır. Bu artışta coğrafi ve oşinografik koşulların da etkisi bulunmaktadır”.[8]

Marmara bölgesinde yapılan çoğunlukla modern tarım teknikleri de bu denizin kirlenmesine neden olmaktadır. Tarımda kullanılan kimyasal ilaçlar ve gübrelerden ortaya çıkan atıklar hem toprağa karışmakta hem de yüzey sularının taşıması sonucunda akarsulara ve bu yolla denizlere ulaşmaktadır. “Tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu alanlarda Kocasu, Gönen ve Biga nehirleri Marmara Denizinde meydana gelen ağır metal kirliliğine katkıda bulunmaktadır. Marmara Denizindeki Ni, Mn, Cr, Zn ve Co için maksimum değerler Dünya ortalama değerlerinin üzerinde ölçülmüştür”.[9]

Marmara Bölgesinde yer alan sanayi tesisleri deniz kirlenmesinde çok önemli bir etkide bulunmaktadır. Tekirdağ, İstanbul, İzmit başta olmak üzere ağırlıklı olarak yer alan sanayi tesislerinin katı, kimyasal ve biyolojik atıkları Marmara Denizine gitmektedir. Örneğin, “İzmit Körfezi’nin, gerek Doğu, Merkez ve Batı basenleri etrafında yer alan kirletici kaynaklardan gerekse Dil Deresi ile taşınan unsurlardan etkilendiğini ölçülmüştür. Benzer çalışmaların yükleme boşaltma iskeleleri, petrokimya, kimya, metalurji kuruluşlarına, kentsel atık arıtma tesisi deşarjlarına yakın istasyonlarda ve bunların yanı sıra, su içi yatay ve dikey taşınımların etkilerini gözleyebilmek üzere bu kaynaklardan uzak istasyonlarda da sürdürülmesinde yarar vardır”.[10]

Marmara Denizinin kirlenmesinde bir takım dış faktörler de bulunmaktadır. “Bu denizde artan nutrient miktarı ve organik kirlilik yüklerinin, Karadeniz‟den gelen kirlenme yükleri de dikkate alınarak dikkatle değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. İstanbul atıksularının denize deşarj edilmeden önce nutrient giderimi işlemlerinden geçirilmesi konusunun hassasiyeti ise halen devam etmektedir. Bu konuda sağlıklı kararlar alınabilmesi, Karadeniz‟den gelen kirlenmenin ve Marmara Denizi durumunun düzenli olarak takip edilmesine bağlıdır”.[11]

Marmara Denizi etrafında nüfus ve yerleşme yoğunluğunun nispeten azaldığı yerlerde insan etkilerine bağlı kirlilik oranları da kısmen azalmaktadır. Örneğin, “Erdek Körfezi Marmara Denizi’nin güneybatısında yer almaktadır. Ortalama ve maksimum derinliği sırasıyla yaklaşık 34 ve 55 m’dir. Erdek Körfezi Marmara Denizi’ndeki diğer körfezlere (İzmit, Gemlik) kıyasla antropojenik kökenli (insan kaynaklı) kirleticilere daha az maruz kalmıştır. Körfeze başlıca tatlı su ve çökel taşınımı Karabiga ve Gönen nehirleriyle gerçekleşmektedir. Bu nehirler Gönen ve Biga ilçelerinin evsel, tarımsal ve endüstriyel (seramik fabrikaları ve deri sanayi) kaynaklı atık sularını bünyelerine alarak Marmara Denizi’ne boşalırlar”.[12] Benzer bir kirlilik “Marmara Denizi‘nde en uzun kıyıya sahip Tekirdağ ilinin, deniz kıyısında belirlenen dört istasyonda endokrin sistemi bozan bazı esansiyel element ve toksik metallerin (Fe, Cu, Zn, Cr, Mn, Cd, As, Pb, Hg ve Ni) sediment ve balık kas dokusundaki birikimini ve dağılımını tayin etmektir. Marmara Denizi etrafındaki hızlı nüfus artışı sonucu evsel ve sanayi atıklarının arıtma sistemlerinden geçirilmeden nehirlere ve buradan Marmara Denizi‘ne ulaşması, ağır metal içeren ve bilinçsiz, düzensiz ve kontrolsüz kullanılan tarım ilaçlarının rüzgar yardımıyla dolaylı olarak Marmara Denizi‘ne taşınıp birikmesi nedeniyle Marmara Denizi‘nin su kalitesi bozulmaktadır. Marmara Denizi 1975 yılında ticari öneme sahip 127 balık türü bulundururken, günümüzde bu sayının 4-5‘e düşmesi denizel kirliliğinin boyutunu ortaya koymaktadır”.[13] Çünkü arıtma tesislerinin yetersiz ve kontrolsüz olması deniz kirliğini artıran faktörlerin başında gelmektedir. Nitekim “Şarköy Kanyonu’nda inorganik, ağır metal kirliliği bazı karotlarda Cr, Ni, Cu, Zn ve Pb için hesaplanan zenginleşme faktörlerinin yüksek oranda (1,5-2,4 arasında) seyretmesi bölgede antropojenik kaynaklı kirleticilerin artan bir varlığı olarak kabul edilebilir”.[14] Bu da artan nüfus miktarının ve sanayileşmenin etkilerinden kaynaklanmaktadır.

Marmara Denizinde karşılaştığımız deniz salyaları bu denizin giderek canlılığını kaybettiğinin bir göstergesidir. Bu konuda acil önlemler alınmadığı taktirde yakın bir gelecekte daha büyük çevre felaketleri ile karşılaşmamız sürpriz olmayacaktır. Deniz canlılarının neslinin tükenmesi insanların sahillerde denize girememesinden daha az önemli değildir. Marmara Denizindeki çevre felaketi Karadeniz çevresindeki ülkelerden de doğrudan etkilenmekte ve zincirleme olarak Ege denizi ve Akdeniz bu kirlikten etkilenmektedir. Çevrenin korunması ve çocuklarımıza yaşanabilir temiz bir dünya bırakmak için yetişkinlerin üzerine düşen önemli görevler bulunmaktadır. Eğitimciler olarak çevre okur yazarı olan çocuklar, gençler ve yetişkinler olmalıyız. Çevre okuryazarlığı konusunda başta eğitimciler olmak üzere herkes üzerine düşeni yerine getirmelidir. “Lisans eğitimi sırasında çevre okuryazarlığı yüksek olan öğretmen adaylarının okul dışı etkinliklere daha çok katıldıkları belirlenmiştir. Bu durum, çevre okuryazarlığını artırmak için kullanılabilecek bir uygulama olabilir. Ayrıca, basın yayın organları, çevre koruma amaçları doğrultusunda kullanılabilir ve halkı bilinçlendirmek için seminerler ve konferanslar düzenlenebilir”. [15]

Marmara Denizindeki kirliliğin önlenmesi için yapılacak çalışmaları eğitimden bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. Bugün ülkemizi ve dünyayı yöneten politikacıları, sanayicileri ve çevrenin kirlenmesinde etkisi olan bütün yetişkinleri yetiştiren sistem eğitim sistemidir. Eğitim sistemi çevre dostu ve çevre okur yazarı olan bilinçli insanlar yetiştirmiyorsa bunun nedenleri üzerinde titizlikle durulmalıdır. Ülkemizin geleceğini etkileyen politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında sivil toplumun etkisi artmalıdır. Çocukluktan itibaren çevre bilinci ile yetişen çocuklar gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde çevreyi koruyacak bir bilince sahip olduğu taktirde politikacılar ve yöneticiler tabanın sesine kulak vermek zorunda kalacaktır. Şayet Marmara Denizindeki çevre felaketini izlediği halde anlamayan ve de çözüm için harekete geçmeyen insanlar çoğunlukta ise çözüme yönelik kalıcı çevre politikalarının üretilmesi de imkansızdır.

Öğretmenler, akademisyenler, politika belirleyiciler geleceğe temiz bir Marmara Denizi, temiz bir Türkiye ve temiz bir dünya bırakmak için daha çok çalışmalıdır. Çünkü böyle giderse pek yakın zamanda koruyabileceğimiz temiz bir doğal çevre kalmayacaktır. Bu nedenle geleceği yaşayacak olan çocuklar ve gençler temiz çevrenin önemini anlamalı ve yetişkinlerden daha çok gayret sarf etmelidir. Onlara bu farkındalığı sağlayacak olanlar da öğretmenler ve ebeveynlerdir. Medyanın da bu konuda yapacağı sorumlu yayıncılık da önemli katkı sağlayabilir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, 8 Haziran’dan itibaren 7/24 esasıyla Marmara Denizi’ndeki müsilajın bilimsel temelli yöntemlerle tamamen temizlenmesine başlanacağı ve Marmara Denizi Koruma Eylem Planı’na ilişkin, alıcı ortama deşarj yapan atık su arıtma tesislerinin tamamının 7/24 online izleneceği ve Marmara Denizi’ndeki 91 izleme noktasının 150’ye çıkarılacağı açıklandı [16]. Bu çabaların sonuçlarını hep birlikte izleyip göreceğiz. Kamuoyunun çevre konusunda daha bilinçli olup gelişmeleri yakından izlemesinde yarar olacağı anlaşılmaktadır. Çevre konusu politik bir mecra olmaktan  çıkarılıp bilimsel bir zeminde tartışılmalıdır.

Sonuç olarak, bütün doğal çevre üzerinde olduğu gibi Marmara Denizinin kirlenmesinde de insan etkisi baş rolü oynamaktadır. O halde bu insanları yetiştiren eğitim sistemi 1. derecede sorumludur. Şayet Marmara Denizi temizlenecekse eğitim sisteminin yetiştireceği sorumluluk sahibi, doğa dostu ve çevre okur yazarı olan insanlar tarafından temizlenecektir. Bu nedenle ülke olarak insan yetiştirme sistemimizi gözden geçirmeliyiz. Müfredatları, öğretmen yetiştirme programlarını, sivil toplum faaliyetlerinin başarısını, politikacıların çevre dostu karar verme süreçlerini, sanayicileri, yöneticileri çevre okur yazarı olup olmama durumlarına göre yeniden incelemeliyiz.

[1] https://www.cografyaci.gen.tr/denizlerimiz-ve-ozellikleri/

[2] https://www.icisleri.gov.tr/valilikler

[3] https://www.icisleri.gov.tr/turkiyenin-nufus-haritasi

[4] https://mthmm.csb.gov.tr/bolgemiz-i-85694

[5] https://www.greenpeace.org/turkey/haberler/musilaj-veya-diger-adiyla-deniz-salyasi-nedir/

[6] https://marmara.gov.tr/UserFiles/Attachments/2018/05/17/9a366d19-35c6-4d4d-8194-7fac90a73c18.pdf#page=148

Alarçin, F., 2017, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Marmara Denizi Kentsel Kirlilik Önleme Faaliyetleri, s.160

[7] III. Marmara Denizi Sempozyumu Sonuç Raporu, 21 Kasım 2017, Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları, 2018, s:220 Web: www.marmara.gov.tr

[8] Ilgar, R. (2017). Çanakkale Boğazında Geçiş İstatistiklerine Bağlı Gemi Atık Yönetimi Ve Değerlendirmesi. Marmara Coğrafya Dergisi, (35), 185-194.

[9] Erol, K. A. M., & Melike, Ö. N. C. E. (2016). Pollution potential of heavy metals in the current sea sediments between Bandirma (Balikesir) and Lapseki (Çanakkale) in the Marmara Sea. Journal of Engineering Technology and Applied Sciences1(3), 141-148.

[10] Küçük, A. (2012). İzmit körfezi plankton kompozisyonunun mevsimsel olarak incelenmesi ve sediment karakterizasyonu (Master’s thesis, Kocaeli Universitesi, Fen Bilimleri Enstitusu).

[11] Hacı, M. (2003). Deniz suyu kalitesi izleme bilgi sistemi (Doctoral dissertation, Fen Bilimleri Enstitüsü).

[12] Kaya, T. N. A., Erol, S. A. R. I., Kurt, M. A., & Dursun, A. C. A. R. (2020). Erdek Körfezi Karot Çökellerinin Ağır Metal Dağılımı Ve Zenginleşme Derecesi. Türkiye Jeoloji Bülteni63(1), 57-68.

[13] Dalmış, V. (2019). Marmara Denizi Tekirdağ Kıyı Bölgesi Balık Ve Sediment Örneklerinde Esansiyel Ve Toksik Metallerin Birikimi Ve Dağılımı (Master’s Thesis, Namık Kemal Üniversitesi).

[14] Aktan, Ö. A. 2019, Marmara Denizi Batı Kıta Sahanlığı Yüzeysel Çökellerinde Jeojenik Ve Antropojenik Ağır Metal Zenginleşmesine Yönelik Araştırmalar (Şarköy Kanyonu, Kb Türkiye), (Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi).

[15] Kocalar, A , Balcı, A . (2013). Coğrafya Öğretmen Adaylarının Çevre Okuryazarlılık Düzeyleri . International Journal Of Social Science Research , 2 (1) , 15-49 . Retrieved From Https://Dergipark.Org.Tr/Tr/Pub/İjssresearch/İssue/32875/365283

[16] https://tr.euronews.com/2021/06/07/marmara-denizi-nde-musilajla-mucadele-icin-22-maddelik-eylem-planı

Kırka’nın Coğrafi Özellikleri

Kırka kasabası Eskişehir ili, Seyitgazi ilçesi idari sınırları içerisinde; Eskişehir, Afyon ve Kütahya il merkezlerine uzaklığı 60-70km civarında olan bir üçgenin taban çizgisinin tam ortasında yer almaktadır. İdari olarak Eskişehir iline bağlıdır ve İç Anadolu bölgesi sınırları içerisinde kabul edilir. Fakat bulunduğu konum itibariyle Ege Bölgesinin (İç Batı Anadolu Bölümü) iklim ve bitki örtüsü özelliklerini gösterir. Doğal bitki örtüsü ve iklim özellikleri itibariyle İç Anadolu Bölgesinin genel özelliklerini yansıtırken, Ege Bölgesi ormanlarının kasabanın güneyinden ve batısından başlaması tipik bir coğrafi geçiş özelliğine sahip olduğunun göstergesidir.

Kırka, jeolojik yapı itibariyle 4. Zamana ait olan Neojen arazisi özelliklerini gösterir. Bu dönemde Anadolu’nun büyük bir kısmı Neojen denizinin altında kalıyordu. Bunun bilimsel kanıtları sodyum karbonat birikintileri, zengin bor yatakları ve Kütahya ve Eskişehir civarında yaygın olan zengin maden yataklarından anlaşılmaktadır. Kırka’nın kurulmuş olduğu coğrafi konum, Sakarya havzasının su toplama alanının en yukarı kesimindeki Seydi suyu ve kollarının aşındırarak oluşturduğu bir coğrafi havzadır. Bu havzadan Seydi suyu ve kolları tarafından Karaören, Kümbet ve muhasebe deresi tarafından toplanan sular Sakarya nehrine ulaştırılır. Seydi suyu ve kolları üzerinde kurulmuş olan sulama amaçlı iki baraj göleti bulunmaktadır. Bunlar, Numanoluk ve Sancar baraj göletidir. Numanoluk barajında yaşanan su toplama sıkıntısında Lepçek boğazından maden yıkamak için çekilen yer altı suyunun etkisi olduğu bilimsel verilere göre ortaya konulabilir. Nitekim yer altı su tablasının aşağı çekilmesi ile yer altı suları yukarı çıkarılarak yıkama atık göletlerinde biriktirilmektedir. Bu göletlerde biriken sular Kırka havzasının tabanından çekilen sulardır. Bunun etkisini Akpınar su kaynağının kurumasından ve bu nedenle yukarı ve aşağı değirmenin sularının kesilmesinden, sakahanenin susuz kalmasından ve haliyle Seydi suyunun sularının kesilmesinden anlıyoruz. Bu nedenle ekosistem büyük bir zarar görmüştür. Seydi suyunda tuttuğumuz balıklara hasret kalmamızın ve baraj göletinin sularının dolmamasının temel sebeplerinden birisi budur.

Kırka, kuruluş yeri itibariyle tipik bir Türk yerleşmesi özelliği gösterir. Havzanın ortasında yer alan ve hüyük adı verilen tepenin güney yamaçlarında kurulan eski bir cami etrafında kümelenen sakahane, mezarlık ve köy meydanı Kırka’ nın en eski yerleşim çekirdeğini oluşturuyordu. 1970’li yılların başında Sarıkaya köyünde keşfedilen bor minerallerinin işletmeye açılması ile köyün yerleşim yeri güneyden kuzeye doğru genişlememiştir. Bu nenenle eski köy merkezi eski fonksiyonunu kaybetmiştir.

Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya civarında üç adet Kırka isimli yerleşmenin var olduğu bilinmektedir. Bunlardan birisi olan “Kümbet Kırkası” tabiri köyün kuruluş yıllarına işaret eder niteliktedir. Nitekim Selçuklu devletinin Konya’dan itibaren batıya doğru genişlemesinin izleri Seyitbattalgazi türbesi, kümbet yatırları ve Süceattin Veli türbesi Kırka’nın Bilecik, Kütahya ve Konya arasındaki geçişi sağlayan yol güzergahı üzerinde olduğunun bir işareti niteliğindedir. Kırka’nın 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası ile nahiye merkezi olduğu arşiv kayıtlarında mevcuttur.[1]

1970’li yıllardan önce göç veren Kırka nahiyesi bu tarihten sonra göç almaya başlamıştır. Nüfusu hızla artarak belediyelik olmuştur. İlk belediye başkanı Necati Erol zamanında kuruluşu gerçekleşmiş, ilk makam arabası Osman Doğu tarafından Almanya’dan hediye edilmiştir. İkinci belediye başkanı Şevket İnce zamanında büyük atılım yapmış ve belediye binası ve araç gereç parkı zenginleştirilmiştir. Daha sonra hizmet eden belediye başkanları da değerli hizmetlerde bulunmuşlardır. Kırka kasabası daha sonra idari yapısında meydana gelen değişiklik ile mahalle statüsüne dönüştürülmüştür. Kırka ’da çalışan insanların özellikle eğitim ve rahat yaşama isteği ile Eskişehir’e göç etmesi ve günübirlik geliş-gidiş yapmaları Kırka’nın ekonomik yapısını derinden etkilemiştir.

Kırka bugün yetiştirmiş olduğu çok kıymetli insanların gurbette yaşadığı ve eski köylerine hasretle baktıkları nostaljik bir masal miti kimliğine bürünmüştür. Tekrar kasaba merkezi olması için çalışma yapılması ve Kırka’nın tekrar mamur edilmesi bütün Kırka’lıların omuzundaki sorumluluktur.

Kıymetli hemşerilerimi hatıralarını ve düşüncelerini yazmaya davet ediyorum. Belki bu sayede tarihimizi ve geleneklerimizi yaşatabiliriz.

Bütün hemşerilerime saygı ve hürmetlerimle arz ederim.

Dr. Nadir Çomak

10.06.2021

İstanbul


[1] Ergin Erol’un araştırması ile ortaya konulmuştur.

Öğretmen Bir Rol Modeldir

Bir eğitimci olarak tecrübelerimden hareketle şunu söyleyebilirim ki, öğretmenler çocukları değiştirmeye çalışmadan model olmalıdır. İyiliği ve güzelliği yaşayarak göstermelidir. Çünkü zaman gösteriyor ki her bir çocuk özeldir ve çocuk üzerinde her türlü dayatma, baskı ve yönlendirme ters etki yapabilir. Bu nedenle öğretmenin çocukları safi bir niyetle yalnızca sevmesi, hiçbir öğrenciyi birbirinden ayırmaması son derece önemlidir. Öğrencilerin demografik özellikleri, etnik yapısı, inanç ve mezhep kökeni, cinsiyeti veya ailesinin siyasi görüşü öğretmenlerin çocuğa olan bakış açısını negatif yönde etkilememelidir. Bugün yeniden öğrenci olsaydım öğretmenlerimi daha çok severdim. Şayet bugün yeniden öğretmen olsaydım öğrencilerimi daha çok severdim.

Öğretmen Bir Rol Modeldir

Bunda tam 49 yıl önce ailemden ayrılarak okula başladığımda ilk defa değişik bir ortamda farklı insanlarla karşılaşmanın heyecanını yaşamıştım. İlkokula gittiğimde tanıştığım yeni arkadaşlarım ve yeni tanıştığım öğretmenlerim bana yeni bir ufuk açmıştı. İlkokul yılları kendimi keşfettiğim yıllardı. Sınıftaki arkadaşlarla iş birliği yaparak, yarış yaparak sınırlarımızı ve yeteneklerimizi keşfetmiştim. İlkokul bittiğinde hangi arkadaşımın ne kadar başarılı olabileceğini bildiğimi eğitim hayatımın ilerleyen yıllarında daha iyi anladım. İlkokulda sınıfın ilk beş sırasına giren arkadaşlarım bugün, avukat, albay, işletmeci, iş adamı, öğretmen ve akademisyen olarak hayattaki başarılarını sürdürüyorlar.

Ortaokula geçtiğimde önüme farklı bir dünya açıldı. Tek bir öğretmenin sınıfında eğitim alırken birdenbire branş öğretmenleri ile karşılaşmış olmam beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Şaşırdım çünkü birbirinden farklı kişiliklerdi, sevindim çünkü birbirinden farklı yeteneklerdi. Orta okul yıllarında öğretmenlerimden öğrendiğim bilgiler hayatımda derin izler bıraktı. Yediğim bir tokat ya da aldığım bir takdir ifadesi hayata bakış açımı kökten değiştirmeye yetti. Ergenlik döneminin birey üzerinde yaptığı baskıların olumsuz etkiler bırakmasını engellemek için öğretmenin destek ve motivasyonunun ne kadar önemli olduğunu ortaokul yıllarında daha iyi anladım. Utangaçlığımdan koro seçmelerinde türkü söylemeye cesaret edemediğim için koroya giremediğimi veya yaptığım resmin kopya olduğunu söyleyen resim öğretmenimi bu resmi yaptığıma inandıramadığım için resim yapmaktan vazgeçtiğimi ya da futbol oynamamı eleştiren öğretmenim yüzünden futboldan uzaklaştığımı düşündüğümde öğretmen faktörünün ne kadar önemli olduğunu bugün daha iyi anlıyorum.

Lise yıllarında kariyer planlaması konusunda örnek olan öğretmenlerin akademik başarı üzerindeki etkisini daha iyi anladım. Biraz disiplinli çalışsan okul birincisi olacaksın diyen matematik öğretmenimin tavsiyesini tutmamıştım. Çünkü ailemde örnek olacak bir başarı modelim yoktu. Ailede örnek olacak başarılı kişiliklerin bir gencin başarısı üzerinde öğretmenden daha fazla etki yapabileceğini de başarılı olan arkadaşlarımı izledikçe öğrendim. Ablaları okumuş olan bir arkadaşım okul birinciliği kontenjanından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanmıştı. Tabi bu yazdıklarımı o günlerde bilmiş olsaydım elbette hayatım kökten değişebilirdi.

Liseyi bitirdikten sonra başladığım üniversite eğitimim sırasında ülkemizin farklı illerinden gelen arkadaşlarımı tanıdığımda aslında birbirimizden farkımız olmadığını ve benzer zorlukları yaşayarak üniversiteye gelmiş olduğumuzu görmüş olmam kariyerimde itici bir güç etkisi yaptı. Daha iyi işler başaracağıma dair güvenim artmaya başladı. Öğretmen olduktan sonra bütün yaşadıklarımı düşünerek öğrencilerime örnek olmaya çalıştım. Elimden gelenin en iyisini yapmak için uğraştım. Fakat bugün otuz yıl öğretmenlik yapmış bir kişi olarak eski öğretmenlerimle tekrar konuşup eski günleri andığımda görüyorum ki benim öğrencilerim için beslediğim iyi düşünceleri onlar da bizim için düşünmüşler ve hala düşünüyorlar. Buradan şu sonucu çıkarıyorum ki, öğretmen öğrencilerin her durumda bir rol modelidir. Bence bu rol modellik iki kutuplu bir terazi ya da bir sarkaç gibi çalışır. Öğrenci öğretmenini ya aynen taklit ederek rol model alır ya da öğretmeninin tam tersi yöne giderek onun gibi yapmamayı modeller.

Bugün bir eğitimci olarak tecrübelerimden hareketle şunu söyleyebilirim ki, öğretmenler çocukları değiştirmeye çalışmadan model olmalıdır. İyiliği ve güzelliği yaşayarak göstermelidir. Çünkü zaman gösteriyor ki her bir çocuk özeldir ve çocuk üzerinde her türlü dayatma, baskı ve yönlendirme ters etki yapabilir. Bu nedenle öğretmenin çocukları safi bir niyetle yalnızca sevmesi, hiçbir öğrenciyi birbirinden ayırmaması son derece önemlidir. Öğrencilerin demografik özellikleri, etnik yapısı, inanç ve mezhep kökeni, cinsiyeti veya ailesinin siyasi görüşü öğretmenlerin çocuğa olan bakış açısını negatif yönde etkilememelidir.

Zaman geçip de bir öğretmen olarak kendi öğretmenlerimle tekrar konuştuğumda bütün eski defterleri kapatıp onlarla yeniden kucaklaşmanın gerçekten çok güzel bir duygu olduğunu yaşamasaydım belki de bu yazıyı yazamazdım. Eski defterler dediğim de öğretmenimin kaşını çatması, bir tokat atması ya da düşük not vermesiydi. Bugün bu hatıraları özlemle, hasretle ve tebessümle anıyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle bugün yeniden öğrenci olsaydım öğretmenlerimi daha çok severdim. Şayet bugün yeniden öğretmen olsaydım öğrencilerimi daha çok severdim.

error

Websitemi Beğendiniz mi? Başkalarının da faydalanması için paylaşır mısınız? :)

RSS
Email Gönder
YouTube
YouTube
LinkedIn
LinkedIn
Share
Instagram
Whatsapp