Finlandiya Eğitim Modelinden Alınacak Dersler-3: Türk Eğitim Sisteminde Milli Bir Mutabakat Mümkün mü?

Türkiye’nin yeni yüz yılında daha güçlü olmasının sırrı eğitimde sağlanacak milli bir mutabakattan geçmektedir.

Bu milli mutabakatın gerçekleşmesi ve başarılı olması ancak ve ancak, bilimin aydınlığına inanan aydınlanmacı ruhların yaydığı ışığa, yüksek motivasyon veren inancın gücüne inanan insanların yüksek gayretine, ülkemizi yükseltmek için hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan Türk milliyetçilerinin coşkusuna, bu ülkenin asli vatandaşı olan fakat 100 yıllık tarihi süreçte kendisini ezilmiş ve dışlanmış hisseden vatandaşlarımızın aidiyet hissinin güçlenmesine, devrimci ve ütopyacı solcuların köy enstitülerinin kuruluş ruhuna yakışır bir şahlanışla çalışmasına ve köylü kentli her kesin kuvayi milliye ruhuyla adanmış bir şekilde gayretine bağlıdır.

Finlandiya 100 yıl önce kurulmuş küçük bir devlettir. Nüfusu 5.000.000 civarında olup, topraklarının ancak %10 civarındaki bir kısmını tarım ve yerleşim yerleri için kullanılmaktadır. Geri kalan 300.000 kilometre karelik alan ise bataklıklar, kayalıklar, göller ve ormanlardan oluşmaktadır. Finlandiya okulları fiziksel yani mimari tasarım ve eğitim sistemi açısından bugün dünyada bir numara olarak kabul edilmektedir. Geçen yazımda açıkladığım Finlandiya eğitiminde sağlanan milli mutabakat ilkeleri acaba Türkiye eğitim sistemi için de mümkün olabilir mi? Bu yazımda Türk eğitim sisteminde milli bir mutabakat mümkün mü sorusunun cevabını vermeye çalışacağım.

Osmanlı devletinin yıkılmasını takiben yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kabul ettiği temel değerler ile Osmanlı devletinin değerleri arasında bir kırılma meydana gelmiştir. Osmanlı devletinin yıkılması ile “öncelikle uluslararası ekonomi-politikte ortaya çıkan yeni güç merkezleri uluslararası sistemin Soğuk Savaş dönemindeki işleyişinin öngördüğü süper güç-büyük güç ayrımını temelinden sarsmıştır. … Tarihi Miras ve Siyasi Kültür Altyapısı Türkiye’deki siyasi kültürü diğer toplumlardan farklı kılan en önemli tarihi faktör, bu ülkenin geçmişte dünya ana kıtasının ana kavşak noktalarını da içinde barındıran, özgün ve uzun ömürlü siyasi düzen kuran bir medeniyetin merkezi olmasıdır. … Tanzimat ile başlayan bir süreç içinde siyasi elitin karşı medeniyetin normları doğrultusunda yeni bir siyasi yapı kurma çabası Osmanlı coğrafyasındaki toplumları tümüyle sarsan bir etki uyandırmıştır. Bu sürecin ortaya koyduğu radikal medeniyet dönüşümüne yönelik söylem iki önemli sonuç doğurmuştur. Birincisi, hiyerarşik bir tarzda merkezden çevreye yayılan yeni siyasi kültür oluşturma baskısının siyasi kimlik, siyasi kültür ve kurumlardaki tarihi süreklilik unsurlarını radikal bir kırılma ile karşı karşıya bırakmasıdır. Siyasi sisteme ideolojik temel sağlayan bu radikal tarihi kırılma ile toplumda etkisini sürdüren ve geçmiş hakimiyet dönemlerinden esinlenen tarihi süreklilik unsurları arasındaki gerilim Türk siyası kültürünü diğer toplumlardan ayıran temel unsurdur. Türkiye bu açıdan Batı medeniyeti ile girdiği cephe ilişkisini kaybettikten sonra bu medeniyete iltihak etme iradesi gösteren siyasi elitin elinde siyasi sistemin dayandığı kimlik, kültür ve kurumlar açısından tam bir tarihi kırılma ve yeniden yüzleşme süreci yaşayan yegâne toplumdur. … Geçmişte bir medeniyetin siyası merkezi olmuş olmanın getirdiği kendine güven duygusu ile bugünkü devletler hiyerarşisinde bulunulan konum arasındaki farkın yarattığı gerilim başka hiçbir toplumda bu denli çarpıcı bir psikolojik etki uyandırmamıştır. İkincisi, siyasi sistemin dayandığı tarihi kırılma çizgisi, toplumu Avrupa’ya entegre etmeye çalışırken, iç halka olarak Ortadoğu-Balkanlar-Kafkaslardan oluşan yakın jeokültürel çevresi ile yabancılaşmaya itmiştir. … Türkiye’de yaşanan en temel çelişki bir medeniyet çevresine siyasi merkez olmuş bir toplumun tarihi ve jeokültürel özelliklerinin oluşturduğu siyasi kültür birikimi ile siyasi elit tarafından başka bir medeniyet çevresine iltihak etme iradesi esas alınarak şekillenmiş siyasi sistem arasındaki uyum problemidir ve bu durum hemen hemen sadece Türkiye’ye has bir olgudur.”[i] Osmanlı devletinin yıkılma sürecinde yeni düşünce akımları gelişmiştir. Bunlar;

“a. Yeni-Osmanlıcılık,

  1. Yeni Sömürgecilik ve İslamcılık,
  2. Aydınlanma Felsefesi ve Radikal Batıcılık,
  3. Türkçülük,

Türkiye’nin milli bir mutabakat zemininde buluşabilmesi ülke içindeki iç siyasi kimlik ve kültür gerilimlerini azaltacak, iç muhasebeyi kolaylaştıracak ve alternatifleri çeşitlendirecek çok yönlü bir yenilenmenin ve stratejik yönelişin sağlanabilmesi ile mümkündür. Toplumsal aidiyet hissinin güçlü bir tarihi ve sosyokültürel temele oturtulması ve bu aidiyetten beslenen bir fikir özgürlüğü ortamının oluşması böylesi zengin bir stratejik düşünce atmosferinin oluşmasının asgari şartıdır.”[ii]

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin tercih ettiği ideoloji batıcı ve milliyetçi bir zemine oturmuştur. Kemalizm aydınlanmacı-batıcı ve Türk milliyetçiği esaslı bir ideoloji olarak Osmanlı devletinden tevarüs eden değerler manzumesini tamamen reddetmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti aydınlanmacı batı düşüncesi ve Türk milliyetçiliği üzerine bina edilmiştir. Eğer Kemalizm ideolojisi bunu yapmasa idi Osmanlı devletinden bir farkı olmazdı ve yeni kurulan devletin de devrim yapmasına ihtiyaç kalmazdı.[iii] Bu zemin üzerinde gelişen devrimler Osmanlı devletinin zon zamanlarından itibaren gelişen diğer düşünce akımlarının mensuplarını rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlığın tezahürü olarak siyasi kutuplaşmalar artmış ve bu mücadele kimi zaman sokak çatışmalarına dönüşürken illegal siyasi yapıların ve terör uzantılarının gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu gelişmeler üzerine temellendirilen askeri darbeler bataklığı kurutma iddiası ile yapılmakla birlikte kamuoyu vicdanında onulmaz yaralar açmıştır. Özellikle 1970’li yıllardan sonra ideolojik Türk milliyetçiliğine karşı gelişen Kürtçülük akımları illegal bir zemine taşınarak kanlı bir terör örgütünün kurulmasına gerekçe olarak kullanılmıştır. Böylece bu farklı düşünce akımlarının savunucularının her birinin kendilerine göre haklı ve masum olarak kabul ettikleri fakat reel politikte ve evrensel ölçekte tartışmalı olan ilkelerine göre bitmez ve tükenmez bir tartışma ve çatışma zemini ortaya çıkmıştır. Bu cihetle farklı düşünce savunucularının her birinin yüksek sesle ifade ettikleri sloganları oluşmuştur. Bu sloganlar kimi zaman din elden gidiyor, kimi zaman laiklik elden gidiyor kimi zaman Türklük elden gidiyor şeklinde olurken kendisini ezilmiş ve aşağılanmış olarak görenler de yeni bir milli kimlik arayışına ve inşasına girişmişlerdir. Bu gayretler düşünce ifade etmenin ötesinde terörist faaliyetlere ulaşınca da devletin güvenliği tehlikeye girmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yukarıda zikrettiğimiz farklı düşünce mensupları ve tepkisel akımlar eğitimi kendi mihverine göre şekillendirmek için çalışmıştır. Böylece iktidara gelen farklı siyasi partiler kendi ideolojilerine göre bir eğitim tasarımı kurgulama peşine düşmüşlerdir. Eğitimi tasarlama yetkisine ve erkine ulaşamayanlar ise milli eğitimin sunduğu argümanları ve müfredatı reddederek eğitilmeyi asimilasyon olarak kabul ederek eğitilmeye karşı direnç göstermişlerdir. Bu şartlarda Türkiye’de farklı kesimlerin ele geçirmeye çalıştığı bir devlet vardır. Devleti ele geçirmek için de hâkim olmaları gerektiğine inandıkları bir eğitim sistemi hedefte durmaktadır. Eğitim ele geçirilmesi gereken bir ganimet olarak kabul edildiği sürece eğitimde milli bir mutabakat sağlanabilir mi? Bu mutabakatın sağlanamayacağına inanan farklı kesimler kendi okullarını kurarak kendi müfredatlarını geliştirmekte ve kendi düşüncelerine göre eğitim vermeye devam etmektedirler. Bu gayretler aslında eğitimde devlet eliyle yapılabilecek köklü bir düzenlemenin mümkün olmadığına dair olan kuvvetli bir inançtan kaynaklanmaktadır. Yani “gemisini kurtaran kaptan” anlayışı Tük eğitim sisteminde özel öğretim kurumları gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Böyle bir uygulama örneğin Finlandiya eğitim sisteminde birkaç istisnai uygulama hariç mümkün değildir.

Türk milli eğitim sisteminde mutabakat kurulabilecek köklü değerler bulunmaktadır. Eğitim üzerinde sağlanacak milli bir mutabakat ilke ve değer merkezli olmalıdır. Bu değerler de evrensel normlara, bilimsel doğrulara ve toplumun kadim değerlerine uygun olarak yapılandırılmalıdır. Her şeyden önemlisi de eğitim üzerinde kurulacak bir milli mutabakat ırkçı ve ideolojik olmamalıdır.

Çok kültürlü bir yaşamın ilkelerini yüzyıllar boyunca uygulayan ve farklı kültürlere, farklı medeniyetlere, farklı dinlere, farklı ırklara ve bilimin aydınlığına inanan ve saygı gösteren bir medeniyetin mensupları olarak eğitimde milli mutabakatın sağlanabileceğine inanıyorum. Söylendiği kadar kolay olmayan bu mutabakatın gerçekleşmesi için toplumun aydınlatılması gerekir. Yapılan söylemler ve atılacak adımlar keskin ve sert olmamalıdır. Gençlerimizin iyi eğitim alması ve ülkemizin kalkınması için eğitimin milli bir mutabakat zeminine oturtulmasına acilen ihtiyacımız bulunduğu aşikardır. Eğitimde ideolojik kısır çekişmeler yerine köklü ve kalıcı adımlar atmamız gerekiyor. Bu nedenle eğitimde sağlanacak milli bir mutabakat Türkiye için olduğu kadar yakın coğrafyamızda yaşayan dost ve kardeş ülkeler için de son derece hayati bir öneme sahiptir.

Türkiye’nin yeni yüz yılında daha güçlü olmasının sırrı eğitimde sağlanacak milli bir mutabakattan geçmektedir.

Bu milli mutabakatın gerçekleşmesi ve başarılı olması ancak ve ancak, bilimin aydınlığına inanan aydınlanmacı ruhların yaydığı ışığa, yüksek motivasyon veren inancın gücüne inanan insanların yüksek gayretine, ülkemizi yükseltmek için hiç bir fedakarlıktan kaçınmayan Türk milliyetçilerinin coşkusuna, bu ülkenin asli vatandaşı olan fakat 100 yıllık tarihi süreçte kendisini ezilmiş ve dışlanmış hisseden vatandaşlarımızın aidiyet hissinin güçlenmesine, devrimci ve ütopyacı solcuların köy enstitülerinin kuruluş ruhuna yakışır bir şahlanışla çalışmasına ve köylü kentli her kesin kuvayi milliye ruhuyla adanmış bir şekilde gayretine bağlıdır.

Dr. Nadir Çomak

[i] Davutoğlu. A. 2009, Stratejik Derinlik, Küre yay. İst.

[ii] A.g.e.

[iii] Mardin, Ş. İdeoloji, 1976, İletişim yay. İst.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Warning: Undefined array key "sfsi_mastodonIcon_order" in /home/nadircomak/public_html/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 175

Warning: Undefined array key "sfsi_mastodon_display" in /home/nadircomak/public_html/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 268

Warning: Undefined array key "sfsi_snapchat_display" in /home/nadircomak/public_html/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 277

Warning: Undefined array key "sfsi_reddit_display" in /home/nadircomak/public_html/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 274

Warning: Undefined array key "sfsi_fbmessenger_display" in /home/nadircomak/public_html/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 271

Warning: Undefined array key "sfsi_tiktok_display" in /home/nadircomak/public_html/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 265
error

Websitemi Beğendiniz mi? Başkalarının da faydalanması için paylaşır mısınız? :)

Email Gönder
Whatsapp