Okul Öncesinde Aile Katılımı ve Eğitiminin Önemi

Dr. Nadir Çomak

Dünya ülkeleri ile birlikte ülkemizde de yaşanan pandemi şartları eğitim öğretim faaliyetlerinde önemli güçlükler yaşanmasına neden olmaktadır. Sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı bu günlerde ailelerin yaşadığı zorluklar daha da artmıştır. Bu yönüyle okul öncesi eğitiminde olduğu kadar bütün eğitim kademelerinde aile katılımı ve eğitimi daha önemli hale gelmiştir. Bu süreçte ebeveynlerin psikososyal yönden desteklenmesi önemli bir gereklilik haline gelmiştir.

Okul öncesi eğitiminde çocukların gelişimi bilişsel gelişim, dil gelişimi, sosyal gelişim ve psikomotor gelişim olmak üzere temel olarak dört gelişim alanında devam eder. Bu gelişimin sağlıklı bir şekilde sürmesi tek başına öğretmenler tarafından verilecek eğitimle oldukça güçtür. Ebeveynlerin okulda öğretmene destek olması için neredeyse bir ayağının okulda olması gerekir. Fakat pandemi günlerinde bu imkân ortadan kalkmıştır. Öğretmenlerin ebeveynlerin çocuklarına eğitim vererek okulda kazandırılmaya çalışılan alışkanlıkları desteklemek için gerektiğinde planlı ev ziyaretleri yapması beklenir. Bu ihtimal de pandemi nedeniyle ortadan kalkmıştır. “Aile katılımı terimi, ailelerin kendilerini, çocukları ve erken çocukluk programına yarar sağlayacak doğrultuda yeteneklerini ortaya koyma süreci (Morrison, 1988, akt. Zembat ve Unutkan, 2001) ya da aileleri destekleme, onlara eğitim verme ve eğitime katılımlarını sağlamada sistematik bir yaklaşım olarak tanımlanmaktadır” (Zembat ve Unutkan, 2001):Akt: (Vural Ekinci & Kocabaş, 2016). Bu faaliyetler okul yönetimi ve özellikle öğretmen tarafından planlanması ve yardımcı olması gerekir. “Aile katılımı, öğretmenlerin çocukların öğrenmesine yardımcı olan anne ve babaların çocuklarıyla nasıl çalışacaklarını öğretme imkânı bulmaları anlamına gelir”(Özel & Zelyurt, 2016). Çocukların eğitiminde ebeveyn katılımının onların akademik başarı, dil gelişimi ve sosyal gelişim gibi becerilerini desteklediği bilinmektedir (Zeynep, 2016). Bu yönüyle okul öncesinde olumlu katkıları gözlenen aile katılımı ve eğitimi uygulamalarının ilköğretim döneminde de devam etmesinin bu eğitim sürecinin verimliliğini arttıracağı söylenebilir (Vural Ekinci & Kocabaş, 2016). Özellikle yaşadığımız pandemi şartlarında bu destek bir kat daha önem kazanmıştır.

Aile katılımı çalışmalarının önem kazanması ile birlikte, önceki yıllarda okul öncesi eğitim programında yer almayan OBADER gibi standart aile eğitimi ve katılımı rehberlik programının hazırlanmasının yanı sıra, standart etkinlik planı formatına ‘Aile Katılımı’ boyutu dahil edilmiştir (Zeynep, 2016). Bu kaynakta yer alan aile katılımı etkinlikleri ebeveynler için yararlı bir başvuru kitabı özelliği taşımaktadır. Okul öncesi öğretmenleri etkinlik planlarındaki aile katılım bölümlerine özgün olarak aile katılım etkinlikleri tasarlayabilir (Zeynep, 2016). Bu etkinlikler özellikle son zamanlarda uzaktan eğitim ilkelerine göre uzaktan erişim araçları ile yapılacak biçimde yeniden planlanmalıdır. Küreselleşme ile küçük bir köy haline gelen dünyamızda bu engellere bir de salgın hastalıklar ve virüs engeli çıkmıştır. Aile katılımının istenen nitelik ve nicelikte gerçekleşmesinin önünde birtakım engeller bulunmaktadır. Bunlar aileden, öğretmenden ve okul yönetiminden kaynaklanan engeller olarak sınıflandırılabilir (Aktaş Arnas & Günay Blaloğlu, 2018). Bu alanda yapılan bazı araştırmalarda öğretmenlerin aile katılımı etkinliklerine katılımlarını arttırmaya yönelik herhangi bir çabalarının olmadığı, ebeveynlerin okulda ve evde etkinliklere katılımlarını engelleyen durumlarla ilgili herhangi bir bilgi sahibi olmadıkları yönünde bulgular elde edilmiştir. Bu durum öğretmenlerin aile katılımı konusunda hem yeterli bilgiye sahip olmadıkları hem de bu işi kendisine ek bir iş gibi algılamaları ile açıklanabilir (Aktaş Arnas & Günay Blaloğlu, 2018). Öğretmenler aile katılımı konusunda reaktif değil proaktif ve çözüm odaklı bir tutum takınmalıdır. Zira bazı araştırmalarda öğretmenlerin aile katılımı konusunda ebeveynlerin katılımını bekledikleri ancak bunun gerçekleşmediği zamanlarda ebeveynleri “ilgisiz” olarak niteledikleri, bu durumun gerçek nedenini araştırmak yerine olasılıklar üzerinden yorumda bulundukları, böyle zamanlarda ebeveynlerle doğrudan iletişime geçmedikleri (Aktaş Arnas & Günay Blaloğlu, 2018) sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu nedenle öğretmenler ebeveynlerle açık bir iletişim kurmalıdır. İletişimi başlatma ve devam ettirme konusunda da liderlik yaparak ebeveynleri cesaretlendirmelidir. Son bir yıl içinde yapılan bazı çalışmalarda ailelerin psikososyal desteğe daha fazla ihtiyaç duyduğu yönünde bulgulara rastlanmaktadır.[1]

Yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre, ebeveynlerin, öğretmenler ve yöneticilerle yaşadıkları iletişim sorunlarından bahsedilmektedir. İnsanın olduğu yerde iletişim sorunlarının yaşanması normal karşılanmalıdır. Asıl önemli olan yaşanan iletişim sorunlarının çözüme kavuşturulması ve sağlıklı bir iletişimin kurulabilmesidir. Ebeveynler bazı araştırmalarda hem öğretmenlerin hem de yöneticilerin kendileriyle etkili iletişim ve işbirliği kuramadıklarını ve karar alma süreçlerine kendilerini dahil etmediklerini belirtmişlerdir (Aktaş Arnas & Günay Blaloğlu, 2018). Bu sonuçlar dikkate alındığında öğretmenlerin ve okul yöneticilerin ebeveynlerle sağlıklı iletişim kurarak onları okul etkinliklerine daha aktif olarak katmaya çalışması gerektiği anlaşılmaktadır. Ebeveynlerin etkinliklere katılım konusunda özellikle öğretmenlerin ebeveynlerin katılımına açık olmadıklarına yönelik algıları, aile katılımına yönelik potansiyel bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır (Aktaş Arnas & Günay Blaloğlu, 2018).  Yaşan bu iletişim sorunları dikkate alındığında, okul öncesi eğitimde aile katılımının daha sağlıklı ve etkili gerçekleştirilebilmesi için hem öğretmenlere hem de ebeveynlere aile katılımı ve iletişim becerileri konusunda ciddi ve kapsamlı bir eğitim verilmesinin gerekli olduğu anlaşılmaktadır (Aktaş Arnas & Günay Blaloğlu, 2018).

Dünya ülkeleri ile birlikte ülkemizde de görülen pandemi şartlarında eğitim öğretim faaliyetlerinde önemli güçlükler yaşanmaktadır. Özellikle sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü bu günlerde ailelerin yaşadığı zorluklar daha da artmıştır. Bu yönüyle okul öncesi eğitiminde olduğu kadar bütün eğitim kademelerinde aile katılımı ve eğitimi daha önemli hale gelmiştir. Bu günlerde ebeveynlerin psikososyal yönden desteklenmesi daha önemli bir haline gelmiştir.

Sonuç olarak aile katılımı ve eğitimi konusunda şu öneriler yararlı olabilir:

  • Aile çocuk ilişkilerini geliştirmek için uzaktan erişimle gerçekleşen anne baba eğitimleri artırılmalıdır.
  • Anne baba eğitim programlarının yaygınlaştırılması için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Belediyeler (yerel yönetimler) gibi bazı kurumlar tarafından desteklenmelidir. Valiliklerde uzaktan eğitim hizmet birimleri açılmalıdır.
  • Öğretmenler bu tür seminerler verebilmek için çeşitli uzaktan eğitim hizmet içi eğitim programlarına dâhil edilebilir.
  • Öğretmen adaylarına lisans eğitiminde seçmeli ders olarak verilen aile eğitimi dersi zorunlu hale getirilmelidir.
  • Anne-babaların, psikolojik danışma ve rehberlik merkezlerinden, aile danışma merkezlerinden, ana baba okulları gibi kendileri ve çocukları ile ilgili yardım alabilecekleri kurumlardan destek almaları sağlanabilir. Özellikle ebeveynlere ve çocuklara uzaktan erişimle psikososyal destek birimleri kurulmalıdır.
  • Anne-baba eğitimi kapsamında verilen uzaktan erişim temelli seminerler arttırılarak daha çok aileye ulaşılmalıdır.
  • Özellikle pandemi döneminde çocukların ve anne-babaların davranışlarını inceleyen daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır (Özel & Zelyurt, 2016).

KAYNAKÇA

Aktaş Arnas, Y., & Günay Blaloğlu, R. (2018). Okul Öncesi Eğitimde Aile Katılımı Engelleri ve Süreçte Karşılaşılan Sorunlar. Hacettepe University Journal of Education. https://doi.org/10.16986/huje.2018043536

Özel, E., & Zelyurt, – Hikmet. (2016). Anne Baba Eğitiminin Aile Çocuk İlişkisine Etkisi. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 0(36). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/227831

Vural Ekinci, D., & Kocabaş, A. (2016). Okul Öncesi Eği̇ti̇m Ve Ai̇le Katılımı. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 15(59). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/229749

Zeynep, K. (2016). Analyzing parental involvement dimensions in early childhood education. Educational Research and Reviews, 11(12). https://doi.org/10.5897/err2016.2757


[1] https://www.nadircomak.com/286/aileler-pandemi-surecinde-nasil-etkilendi/

Her Öğretmen Bir Çiçek Gibidir


“Bu seferki kovuluşun sebebi meslek rekabeti değil, meslek ahlakı idi.” 

                                                                                                     Reşat Nuri Güntekin

IKIGAI hakkında yazdığım köşe yazımı okuyan şair bir dostumdan şöyle bir mesaj aldım: “Böyle bir zamanda siyasi yazılar değil de eğitim yazıları yazmanızı yadırgadım!” Şair dostuma cevap olarak: “Bu zamanda siyasi konuların cazibesi karşısında yazı yazmamanın gerçekten zor olduğunu fakat kalıcı ve nitelikli eğitim yazıları yazmanın daha zor olduğunu” ilettim.

Aynı gecenin sabahında uyanıp sosyal medya hesaplarımı kontrol ettiğimde Linkedin ana ekranıma düşen mesajda Irısh Murdoch’a ait olduğunu öğrendiğim şu özlü söz dikkatimi çekti; “Çiçekler komşularıyla “rekabet” etmekle ilgilenmez. Sadece çiçek açarlar.”

Açıklama yazısında, birbiriyle doyasıya oynayan çocukları çiçek bahçesine benzeterek ebeveynlere, çocukları kategorize ederek sıralayıp rekabete sokmanın sakıncalarından bahsediyordu[1]. Bu mesaj kafamda rekabet konusunda bir yazı yazma fikrinin çağrışım yapmasına neden oldu. Hemen bilgisayarımın başına geçtim ve klavyenin tuşlarına dokunmaya başladım.

“Rekabet” kelimesi; “Aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişme, yarışma, yarış.”  anlamına gelmektedir. Aynı meslek grubundaki insanların birbiriyle rekabet etmesi yani yarışması bu yönüyle normal karşılanabilir. Çiçekler ve meyveler de aynı amaç için çalıştıkları için aslında birbiriyle rekabet ediyorlarmış gibi görünebilirler. Fakat çiçekler seçmekten ziyade seçiliyorlar. Çiçekleri seçenler ise bal yapmak isteyen arılar ya da güzel görünmek isteyen insanlar. Çiçekler bunu hiç bilmese ve düşünemese de en güzel şekilde açıyor, en güzel şekilde meyveye duruyorlar. Meyve ağaçlarındaki meyvelerde çiçeklerin yolundan gidiyor. En güzel meyve olmaya çalışıyorlar ve birbirleriyle yıkıcı ve yıpratıcı bir rekabet içine girmiyorlar. Japonların Kaizen kalite modelinde her gün biraz daha kaliteli ve mükemmel iş yapma ilkesi sanki çiçeklere ve meyvelere bakarak modellenmiş gibi görünüyor. Her gün daha iyiye ve daha güzele doğru pozitif bir iç disiplinle ilerlemek çiçeklerin sürekli olarak yaptığı bir iştir.

Güneş her sabah doğar ve ışıklarını yeryüzüne gönderir. İhtiyacı olanlar güneşin ısısından ve ışığından yararlanır. Güneş bulutlarla rekabet etmez. Bulutlar fizik kanunlarına göre ısınan suyun buhar haline gelip yükselmesi ile oluşur. Yükseldikçe soğur ve yağışa dönüşürler. Bulutlar rüzgârla rekabet etmez. Yağmur yeryüzüne iner ve ihtiyacı olan canlı ve cansız ne varsa hepsine dokunur. Su canlılarla rekabet etmez. Toprak canlılara beşiklik eder. Bağrına bastığı çekirdekleri yeşertip büyütür. Toprak canlılarla rekabet etmez. Hava her canlının ciğerlerine girer ve hayatlarının devamına katkı sağlar. Nefesi içine çeken canlılarla rekabet etmez.

Gerçek rekabet komşusunun ürününü kötülemek değil kendi ürününün güzelliklerini anlatmaktır. Eğitimciler bir çiçeğe benzeyen çocuklara güneş gibi, toprak gibi, su gibi ve hava gibi yararlı olmak için çalışır. Bir meyve ağacının çiçeklerinin meyve olmak için olgunlaştığı gibi. Öğretmenler her gün daha iyiye ve daha güzele doğru bir adım daha ilerlemek için çalışırlar. Rekabet dünyasının acımasız çarkları ile savaşmak çiçeklerin tercih etmediği bir yoldur. Her bir öğretmen bir çiçek gibidir.

Dr. Nadir Çomak


[1] Sarısoy, B. YÖM okulları idari koordinatörü 17.04.2021 tarihli linkedin iletisi.

Yeni Yeterlilikler Kazanmak

Arthur Eddington’un dediği gibi: “Eğer kuramınız Termodinamiğin İkinci Yasası’na karşı geliyorsa hiç ümidi yok demektir, utanç ile yerle bir olması kaçınılmazdır.”

“Dijital Dönüşüm Çağı” olarak adlandırılan bir dönemi yaşıyoruz. Tekerleğin icadından bugüne dünya hızla değişti. Taştan ve ağaçtan yapılan tekerlekler bugün ABS, ASR fren sistemlerine sahip çelik jantlı ve esnek lastikli mükemmel aerodinamik bir yapıya ulaştı. Tek beygir tarafından çekilen arabalar bugün yerini 1000 beygir gücündeki motorlara bıraktı. Duman ve güvercinle haberleşen insanoğlu bugün 5G internet teknolojisi ile bir saniyelik gecikmelere bile tahammül edemiyor. 6G internet teknolojisi geliyor ve şimdikinden çok daha hızlı olacağı söyleniyor. Internet of Things (IoT) olarak adlandırılan “Nesnelerin İnterneti” ilk kez 1999 yılında Kevin Ashton tarafından önerildiğinde veriler, sunucu denilen yüksek kapasiteli bilgisayarlarda saklanıyordu fakat bugün fiziki donımlara ihtiyaç bırakmayan bulut teknolojileri kullanılır oldu.[1]

Akıllı şehirler inşa etmek için akıllı teknolojiler kullanarak nesnelerin karşılıklı konuşması ile ulaşımdan, enerji sektörüne, bilişimden, sağlık sektörüne kadar her alanda baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor. Geliştirilen robotik teknolojiler insan bedeni ile entegre olarak vücudun bir parçası gibi çalışmaya başladı bile. Yapay zekâ uygulamaları ile bilgi eskiden olduğundan daha hızlı üretilir hale geldi. Veri madenciliği (data mining) ile akıllı telefonlarımızı kullanarak sosyal medyada paylaştığımız her veri ticari bir sermaye haline geldi. Block Chain teknolojileri ile dijital paralar dünyamıza girdi bile. Bu baş döndürücü gelişmeler yaşanırken bilgilerimiz de geçerliliğini her geçen gün kaybediyor. Yazılım teknolojilerinde sürekli yeni sürümlerin piyasaya çıkması ile bilişim teknolojileri ve akıllı telefonlarımızı güncellemek (up date) ve donanımlarımızı yükseltmek (up grade) zorunda kalıyoruz.

İnsan, toplum halinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlıdır.[2] İnsan biyolojik ve fizyolojik olarak yaşar ve gelişir, psikolojik olarak duygusal ve bilişsel özellikler taşır, sosyal ve kültürel olarak da bir topluluk içinde insanlarla birlikte yaşamaya ihtiyaç duyar. Fizik kanunlarından termodinamiğin ikinci yasası olan entropi, düzensizlik katsayısı olarak bilinir. Kısaca enerjisini kaybeden cisimler bozulmaya ve çürümeye mahkûmdur. Arthur Eddington’un dediği gibi: “Eğer kuramınız Termodinamiğin İkinci Yasası’na karşı geliyorsa hiç ümidi yok demektir, utanç ile yerle bir olması kaçınılmazdır.”[3] Entropiyi sosyal olaylara uyguladığımızda kendini güncellemeyen, enerji almayan ya da öğrenmeyen insanların demode olacağı şeklinde yorumlayabiliriz.

Bu hızlı teknolojik dönüşüm çağında yaşayan bizler eskimemek ve çağın getirdiği yeniliklerin gerisinde kalmamak için ne yapmalıyız? Bu sorunun cevabını yazımın ilham kaynağı Enpara.com Dijital Bankacılık Direktörü Abit’in dediği gibi, yeni yeterlilikler kazanmalıyız şeklinde verebiliriz; “tek kariyerle yetinmeyin ve işletmeci iseniz Hukuk eğitimi almak gibi yeni bir alanda yeni bir eğitim alın ve yeni bir yeterlilik kazanın.”[4] Ben de son iki yıldan beri eskiyen ve geçerliliğini yitiren bilgilerimi ve yeterliliklerimi geliştirmek için çalışıyorum. Ne mi yapıyorum? Örneğin; üçüncü lisans eğitimimi alıyorum, ikinci doktoramı yapıyorum, antrenörlük sertifikamım seviyesini yükseltmeye çalışıyorum, danışmanlık sertifika programını tamamlıyorum, yeni kitaplar yazıyorum, yeni markalar geliştirip patentlerini alıyorum, beslenmeme ve sporuma dikkat ediyorum, yabancı dilimin seviyesini yükseltmek için çalışıyorum.

Gaz lambasının ışığında ilkokul ödevlerini yapmış ve bilgisayarı 1994 yılından beri kullanan X kuşağının bir temsilcisi olarak yaptıklarım ancak çağı yakalamak için küçük çabalar olarak görülebilir. Çünkü Z kuşağının harika gençlerinin başardığı muhteşem işlerin ve girişimlerin (STARTUP) yanında benimkiler minik adımlardan öteye geçemez.

Öğretmenlerimiz çocuklara ve gençlere yeni yeterlilikler kazanma konusunda örnek olmalıdır. Zamanın insanı bütün yönleriyle eskitmesinin karşısında canlılığımızı korumanın tek yolu yenilenmektir. Yenilenmek ise öğrenen insan olmaktan geçer, sürekli olarak enerji almak ve gelişmek. Entropi yasasına karşı koyup fiziksel olarak ölmemek imkânsız olsa da zihinsel ve duygusal olarak genç ve zinde kalmak her zaman mümkündür.

Ümitleri ve vizyonu canlı olan insanlar sonsuza kadar yaşayabilir.

Dr. Nadir Çomak

[1] Yudakul, A. 2021, Nesnelerin İnterneti, BÜMED, Sayı;246, s:24.

[2] https://sozluk.gov.tr/

[3] https://astronomi.itu.edu.tr/fizik/entropi/

[4] Abit, K. 2021, Boğaziçililer Deneyimlerini Paylaştı, BÜMED, Sayı;246, s:82.

Sizi Koşturacak ve Coşturacak (生きがい) IKIGAI’niz var mı?

Dr. Nadir Çomak

İstanbul’un bunaltıcı trafiğinde adım adım ilerlerken radyomun dijital tuşları 105.8 frekansında durdu. Programda Japonların yalın üretim felsefesi anlatılıyordu. Toyota’nın kalite felsefesini oluşturan bu anlayış, yalın akademiler sayesinde bir öğreti olarak yaşatılıyordu. Program zihnimde şimşekler çakmasına neden oldu. Ben de evimde NHK televizyonunu izleyen bir Japon kültürü hayranıydım.

Japonya Büyük okyanusun ortasında, Asya kıtasının doğusunda, kuzey doğu ve güney batı yönünde uzanan volkanik adalardan oluşuyordu. Genç bir topoğrafik yapıya sahip bu ülkedeki insanlar, sürekli olarak tarım, hayvancılık ve balıkçılık faaliyetleri ile uğraşmak zorunda kalıyorlardı. Yani sürekli olarak hareket halinde olan çalışkan insanlardı. Ayrıca tektonik olarak hareketli olan bu adalarda yaşayan insanlar depremlere karşı hafif ve dayanıklı binalar yapmak zorundaydı. Bu şartlar Japon halkını dayanıklı, esnek ve çevik olmaya yönlendirmişti. Aynı zamanda doğal yaşam içerisinde sade ve sağlıklı yaşamayı öğrenmişlerdi.

Bu düşüncelere dalmışken, hemen program konuğunun iletişim bilgilerini aldım ve kendisini arayarak görüşmek ve tanışmak istediğimi belirttim. Sarıyer’de bulunan Yalın Enstitü’ den Yalçın Bey ile çok keyifli bir sohbet yaptık. Yalçın bey otomotiv sektöründe yıllarca başarı ile çalışmış olan profesyonel bir yöneticiydi. Keyifli sohbetimiz sırasında bana Japon kalite anlayışını anlattı ve bana iki kitap tavsiye etti. Japon kültürünün kalitesini ve insanlarının uzun yaşamasının sırrını anlatan IKIGAI kitabı.

Birinci kitabı aldım ve hemen okudum. Kitapta Japonya’nın Okinawa adasında yaşayan insanların, uzun ve sağlıklı yaşam sırları anlatılıyordu. Bu sırlar, her gün yapacak bir amaç (IKIGAI) bulmak, erken kalkıp güne coşku ile başlamak, gün batana kadar fiziksel olarak çalışmak, doğal beslenmek ve eve yorgun aynı zamanda mutlu bir şekilde dönmek olarak sıralanıyordu.

İkinci kitabı alıp okuduğumda ise bu sırları nasıl hayata geçirdiklerini anlatan bir uygulama rehberi ile karşılaştım. Bu rehberde 35 uygulamadan bahsediliyordu. Bu maddeleri sizin için kitabın özüne bağlı kalarak alıntı yaptım ve kendi görüşlerimi de küçük dokunuşlar halinde ilave ederek, şu şekilde özetledim.

  1. Bir şeyi %10 geliştirmek istiyorsanız onu %100 geliştirebileceğinizi hayal edin. “Şinkansen” etkisini keşfedin. Alışılmışın dışına çıkın. Japon hızlı trenlerinin icat edilme hikayesini öğrenin.
  2. Ajandanıza yapılması “imkânsız” olan en az bir şey ekleyin. Fuji dağına en kısa zamanda çıkan insanın hikayesini öğrenin.
  3. Amacınıza ulaşmak için sabırlı ve sebatkâr olun. “Gabarimse” (sabrın ve sebatın gücü) sırrını keşfedin. Elinizden gelenin en iyisini yapın.
  4. 21 gününüzü olumlu ve yeni bir alışkanlık edinmeye adayın.
  5. Güvendiğiniz kişilerden geribildirim isteyin.
  6. Kendinize, tutkunuzu keşfetmek üzere size yol gösterecek bir akıl hocası bulun. Japonlar gibi sizin de bir “Senpai”niz olsun. Yani bir ustanın yanında yetişen bir stajyer (kohai) gibi ustanın yanında yetişin.
  7. Projeye dönüştürebileceğiniz bir şeyi örnek alın ve geliştirin.
  8. Sevdiğiniz ve sevmediğiniz şeyleri eleyerek keşfedin. Aslında kendi özünüzü keşfedin. IKIGAI’nizi yani, tutkunuzu, misyonunuzu, uğraşınızı ve mesleğinizi keşfedin. Mutlu ve coşkulu bir şekilde yaşayın. İşte o zaman asla yorulmazsınız.
  9. Her hafta, geliştirmek istediğiniz bir erdem üzerinde çalışın. Yani kendi niteliklerinizi geliştirin. Elmas, çelik gibi kendinizi işleyin ve parlatın. Franklin Günlüğü ilkesine göre her gün geliştireceğiniz belirli erdemler listeniz olsun. Her gün farklı bir erdem üzerine yoğunlaşın.
  10. Beraber gelişmek ve beraber kavramak adına, tutkularınızı sizinle aynı ruh halinde olan kişilerle paylaşın. “Gaşuku” seansları yapın. Uzmanlık alanındaki arkadaşlarınızla sinerji oluşturmak için kampa girin.
  11. Konfor alanınızın dışına çıkın ve yeni bölgeler keşfedin. Yani kazanda haşlanan kurbağa gibi olmayın. Yeni maceralar keşfedin.
  12. Acil olan önemli konulara öncelik verin (S. R. Covey, Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı). Her şeyi zamanında yapın. “Podomoro” (İtalya’da domates şeklinde zaman ölçer) tekniği ile işlerinizi 25 dakikalık bölümlere ayırın ve kısa teneffüsler verin. İşin sonunda uzun ve keyifli bir teneffüsü kendinizi ödüllendirin.
  13. Kazançlı olmayan her şeyden soyutlanın (Yararsız olan her şeyden). Wilfredo Pareto Etkisini öğrenin. Kıymetli olan %20 içinde gizlidir. %80 olan gereksizleri hayatınızdan temizleyin.
  14. Projelerinize size ilham verecek isimler takın. Kelimelerin gücünü keşfedin. Okuma (%10), işitme (%20), görme (%30) ve yapmanın (%90) öğrenme üzerindeki etkisini fark edin.
  15. Çocukluk hayallerinizi ve değerlerinizi yeniden keşfedin. İçinizdeki çocuğun gücünü yeniden keşfedin.
  16. Motive olmak için yaşamınızdaki büyük başarılarınızı hatırlayın. Nostaljik anılarınız olsun. Kendi kişiliğiniz üzerinde kişisel arkeolojik kazılar yapın.
  17. En yakın arkadaş ve dostlarınıza odaklanın ve onlara hak ettikleri değeri verin. Yeni arkadaşlıklar ve dostluklar kurun.
  18. Şimdiki zamanı anlayabilmek için geçmişte başınıza gelen olayları birleştirin. Hayatınızdaki farklı noktaları birleştirin ve yeni projeler yapın. S. Jobs’ın “apple” markasını tasarladığı gibi.
  19. “Teknoloji detoksu” yapın. Ekranlardan zaman zaman uzak kalın.
  20. Yemeklerinize ve boş zamanlarınıza “slow life” tekniğini uygulayın. Sakin ve sessiz yaşamı seçin, doğal ve sağlıklı beslenin. Daha uzağa gitmek için yavaş adımlarla ilerleyin.
  21. Dağılmadan bir seferde tek bir şeye odaklanın. Tek bir işte uzmanlaşın. “Bir koltukta iki karpuz taşınmaz” ilkesini aklınızdan çıkarmayın.
  22. Her gün en az beş dakikanızı kişisel bir konu üzerine yazmaya ayırın. Unutmayın yazmak terapi etkisi yapar ve iyileştirir. Mürekkebin ve kâğıdın gücünü keşfedin.
  23. Duygularınızı harekete geçirmek için “haiku” (Japon şiir sanatı) ile tanışın. Siz de Türkçe dilinde kısa şiirler yazmayı deneyin. İçinizdeki şairi ortaya çıkarın.
  24. Yaşamınızın her döneminde önemli kararlar almayı öğrenin. Hayatınızı değiştirecek yeni girişimler kurmaya açık olun.
  25. Cevabını bilmediğiniz sorulara ve düşlerinize danışın. İçinizdeki düş makinesini etkinleştirin.
  26. “Enso çemberi” çizerek akışa kapılın. İçinizdeki uyum ve ahengi yakalayın. Kaligrafi ve yazı sanatında ustalaşın. Kaligrafi sanatının S. Jobs’ın “Iphone” markasını geliştirmesindeki katkısını hatırlayın.
  27. Haftada bir “koan” çözün, yani bulmaca ve zekâ oyunları ile meşgul olun. 360 derece düşünme becerilerini geliştirin. Sorunları dikey, yatay, düzüne, tersine vb. açılardan düşünerek çözmeyi öğrenin.
  28. Günlük aktiviteleriniz sırasında farkındalık (mindfulness) egzersizi yapın.
  29. Kapılarınızı mutlu rastlantılara açın, sizi mutlu edecek fırsatları keşfedin. “Serendiplik” sırrını keşfedin. Rastlantısal icatlar tarihini okuyup öğrenin.
  30. Her gün bencillikten uzak bir davranış sergileyin. Empatik düşünün, paylaşın ve zenginleşin. Kibarlığınızı konuşturun. Küçük jestler ve küçük iyilikler yapın.
  31. Sizi mutlu eden insanlara düzenli aralıklarla kucak açın. Arayın sorun, ikram edin, duygu, düşünce ve ekmeğinizi paylaşın. Dokunmanın önemini keşfedin. Sevdiklerinize dokunun. Hayatınıza dokunuş katın.
  32. Arada sırada bir maceraya atılın ve sürprizlerle karşılaşmaya hazırlıklı olun. Plan ve plansızlık arasındaki farkı fark edin.
  33. Kaizen (PUKO döngüsü; planla, uygula, kontrol et, önlem al, organize et ve düzenle) ile IKIGAI’nizingelişimini bütünleştirin. Japon kalite felsefesi olan “kaizen” her gün az da olsa mükemmelleşmeyi hedefleyen bir kalite anlayışıdır. Öğrenen insan, öğrenen aile, öğrenen bir toplum olun.
  34. İlerlediğiniz yolda kendinizi sizi geliştirecek yönleri gösteren oklara doğru çevirin. Esnek olun. Okçuluk (Kyudu) sanatını keşfedin.
  35. Olumsuzluklardan uzaklaşın. Yani olumlu ve iyimser bir bakış açısı kazanmaya çalışın. Her şeyin iyisine ve güzeline bakmayı bir hayat felsefesi haline getirin. Olumsuzluklar içindeki olumluyu, çirkin gibi görünenler arasında güzellikleri keşfedin. “Toşugu” öğretisini keşfedin (üç maymun öğretisi Konfüçyüs’ün a priori yazıtlarından alınan bir Japon deyişine dayanıyor olabilir; “kötüye bakma, kötüyü dinleme, kötü söz söyleme”).

Bir radyo programı ile başlayan serüven beni bir bilge insanla tanıştırdı. Bilge insan beni bir kitapla tanıştırdı. Kitap beni bir yaşam felsefesiyle tanıştırdı. Böylece, her insanın hayatını renklendirecek ve yaşam kalitesini artıracak, ona enerji verecek bir IKIGAI’sinin olmasının ne kadar önemli olduğunu öğrenmiş oldum. Okuduğum kitabı özetleyerek ve öğrendiklerimle destekleyerek sizlere sundum. Bana çok yararlı oldu ve iyi hissettirdi. Umarım size de yararlı olur.

Sizin de IKIGAI’nizin olması dileklerimle mutlu ve sağlıklı günler dilerim.

error

Websitemi Beğendiniz mi? Başkalarının da faydalanması için paylaşır mısınız? :)

RSS
Email Gönder
YouTube
YouTube
LinkedIn
LinkedIn
Share
Instagram
Whatsapp