Yazar
Eğitim Kitapları Yazarı
Eğitim Kitapları Yazarı
Youtube Meraklı Yolcu Kanalı
Yetenek Avcısı. Keşfeder, Motive Eder ve Kazandırır
Coşturur, Koşturur, Ayağa Kaldırır
"Öğrenen Aile Danışmanlık Merkezi" pek yakında hizmetinizde olacak www.ogrenenaile.com.tr////// Ömür kısa ve hızla akıp gidiyor. Projelerimi bir bir gerçekleştirmek için ekibimle aralıksız çalışıyoruz.
*Görsel yazının içeriğine göre yapay zeka tarafından oluşturulmuştur
Bir ülkede, bir bölgede, bir evde belirli bir anda yaşayanların oluşturduğu toplam sayı nüfus (popülasyon) olarak adlandırılmaktadır (TDK). Türkiye nüfusu 1927 nüfus sayımına göre 13 milyon 648 bin 270 olarak tespit edilerek, bugüne kadar 6 kattan fazla artmıştır (TÜİK). 1927-1965 yılları arasında Türkiye’de devlet yöneticileri, genel olarak nüfusun artmasına yönelik olarak politika (Pronatalist, çoğalma (nüfus artırıcı) politika) izlemişlerdir (Doğanay,1997). Çünkü savaştan yeni çıkmış bir ülkenin genç nüfusa ihtiyacı vardı. Bu anlayışla 1965 yılına kadar Türkiye nüfusunun hızlı bir şekilde arttığı görülmektedir. Nüfus artış hızını arttırmaya yönelik politikaların, temel araçları sağlık ve doğurganlığı kontrol politikalarından oluşmaktadır (Başar, 2013, s. 26).
Nüfus artış hızının arttırılmasının savunulmasının yanında, nüfus artış hızının düşürülmesi gerektiğini ileri süren düşünceler de vardır. Nüfus artışının kontrolüne yönelik politika ve uygulamalara eski çağlardan beri rastlanmakta olup, yaşlı ve hastaların kaderlerine terk edilmesinin yanında, çocukların öldürülmesi gibi uygulamalarla nüfus artışı kontrol edilmeye çalışılmıştır. Bu düşüncenin altında besin kaynakları ile nüfus arasındaki dengeyi sağlama çabaları yatmaktadır (Murat, 2006). Temelde Malthus tarafından ileri sürülen bu yaklaşım bugün tartışmalı bir hale gelmiştir. Çünkü nüfusun artışı ile gıda üretiminde de gelişen teknolojilere bağlı olarak yeni artışların mümkün olduğu zamanla anlaşılmıştır.
Türkiye’de 1965 sonrası batının teşviki ile nüfus artışının azaltılmasına yönelik (Antenatalist, nüfus artış hızını sınırlayıcı) politika uygulanmıştır. Uygulanan bu politikalara kentlerde oturan kültür seviyesi yüksek ailelerin daha fazla uyacağı öngörüsünde bulunan bilim adamları olmuştur (Doğanay,1997). Bu öngörülere rağmen bugün karşılaştığımız tablo, uygulanan nüfus azaltıcı politikaların kırsal kesim de de en az kentlerdeki kadar etkili olduğunu göstermektedir. Bu durum, nüfus üzerinde geliştirilecek politikalarının nüfus artış dengesini uzun vadede tamiri imkânsız biçimde bozabileceğini ve devlet yöneticilerinin nüfus politikalarını belirleme hususunda son derece dikkatli olması gerektiğine işaret etmektedir. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye nüfusu giderek yaşlanmaktadır. Doğum oranları ciddi oranda düşmüştür. Nüfusun nicel olarak artırılmasına yönelik olarak geliştirilecek politikaların kısa vadede etkili olması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle nüfusu artırıcı teşviklerin yanında nüfusun niteliklerini artıracak tedbirlerin de alınması gerekmektedir.
Nüfusun kalitesini belirleyen sağlık standartları, fiziksel ve zihinsel sağlamlık ve dayanıklılık, yetenekleri geliştiren okur yazarlık, eğitim seviyesi, mesleki bilgi ve tecrübe gibi vasıfların çoğu, nüfus kalitesinin iyileştirilmesinin refah ve gelir durumu ile doğru orantılı olduğunu göstermektedir (Murat, 2007). Bununla birlikte toplumda suç oranlarının giderek artması refah seviyesi artışının nüfusun kalitesi üzerindeki etkisini sorgulanır hale getirmektedir. Nitekim ülke olarak ekonomik yönden çok zor günler yaşadığımız dönemlerde nüfusumuz nitelik yönünden bugünden daha kötü değildi. Bu durum refah seviyesindeki artışın nüfusun nitelikleri üzerinde yaptığı çürütücü ve yıkıcı etkiye de dikkat çekmektedir.
Sonuç olarak;
Bugün Türkiye nüfus politikalarını yeniden belirlenmekle karşı karşıyadır. Bu politikaların nüfusun hem sayısal (nicel) hem de kalite (nitel) yönüyle dikkatle belirlenmesi gerekmektedir.
Nüfusun nicel olarak artırılması için doğum oranlarının artışına ihtiyaç vardır. Ancak bugün nüfus artışını devletin ve milletin bekasının bir gereği olarak gören bir anlayışın karşısında, doğurma ve çocuk yapma hakkının bireyleri ilgilendiren bireysel bir insan hakkı olduğunu savunan bir görüş de vardır. Bu görüşe göre bireylerin kararlarına devletin müdahale etmesinin temel bir insan hakkı ihlali olduğu görüşü savunulmaktadır. Esasen çocuk yapmaya karar verme hakkı bireyin özgür iradesine bağlıdır ve hiçbir otorite zorla bu hakka müdahale edemez. Devlet ancak bir takım özendirici teşviklerde bulunabilir ve bu da insan haklarına bir müdahale olarak kabul edilemez.
Türkiye nüfusunun nicel olarak artışına olan ihtiyacın yanında bir diğer önemli problem de nüfusun niteliklerinin artırılması konusudur. Bir toplumda yaşayan nüfusun yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, sağlık özellikleri, mesleki yeterlilikleri, gelir seviyesi ve kültürel özellikleri gibi demografik ve sosyoekonomik özelliklerini nüfusun nitelikleri olarak tanımlanır. Nüfusun bu özellikleri insan sayısı dışında nüfusun toplumun kalkınma potansiyelini ve üretim kapasitesi ile refah seviyesini belirleyen temel göstergelerdir. Bir toplum, bilgiyi beceriye dönüştüren ve değer yönünden donanımlı bireylerden oluştuğunda hem ekonomik kalkınma hem de toplumun refah seviyesi daha sürdürülebilir bir duruma gelir (Gürbüz, 2021; TÜİK, 2023). Bu bakımdan Türkiye nüfusunun değer temelli yaklaşımlarla alınacak tedbirler ile niteliğinin artırılmasına ihtiyaç olduğu aşikardır. Bunun yolu da eğitim alanında yapılacak köklü ve milletin her kesiminin katılacağı milli bir eğitim mutabakat metninin oluşturulması ve uygulanması ile mümkün olacaktır. Finlandiya eğitim modelinin dünya çapındaki başarısının ardında yatan sebep böyle bir milli mutabakat metninin toplumun her kesimi tarafından kabul edilmesi ve uygulanmasıdır.
Bu açıklamalar ışığında bugün Türkiye, nüfusun nicel olarak artışını sağlayacak çareler bulmanın yanında özellikle genç nüfusu 21. Yüzyıl yeterlilikleri konusunda eğitmek ve yetiştirmek zorundadır. 21. Yüzyıl yeterlilikleri, bireylerin çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve medeniyetimizin değerleri ile donatılarak başarılı ve mutlu olmalarının sağlanmasıdır. Bu amaçla eleştirel düşünme, problem çözme, iletişim becerisi, iş birliği ve takım çalışması, yaratıcılık becerileri, dijital okuryazarlık ve yaşam boyu öğrenme gibi beceriler son derece önemlidir (Trilling & Fadel, 2009; Ananiadou & Claro, 2009). Türk Milli Eğitim sistemi bu yeterliklerin yanında gençleri medeniyet değerlerimize bağlı idealist ve vizyoner bir anlayışla yetiştirmek zorundadır.
Türkiye bugün dünya ile teknolojik olarak rekabet ederken Mevlana’nın; “Bir ayağımız sabit dinimizde, diğer ayağımızla yetmiş iki milleti dolaşırız” sözüne binaen, pergelin bir ucunu kendi medeniyet değerlerimiz üzerine koyarken, diğer ucuyla dünyayı dolaşabilen genç nesiller yetiştirmek mecburiyetindedir.
Ananiadou, K., & Claro, M. (2009). 21st century skills and competences for new millennium learners in OECD countries (EDU Working Paper No. 41). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/218525261154
Başar, E. (2013). Demografiye Giriş. (2. Bs.). Ankara: Gazi Kitabevi.
Doğanay, H., 1997, Türkiye Beşerî Coğrafyası, Milli eğitim Bakanlığı Yayınları: 2982, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi: 877, Milli Eğitim Basımevi, Ankara
Gürbüz, H. (2021). Nüfusun nitelikleri ve kalkınma ilişkisi üzerine bir değerlendirme. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 76(2), 215–230.
Murat, S. (2006). Dünden Bugüne İstanbul’un Nüfus ve Demografik Yapısı. İstanbul: İstanbul Ticaret Odası Yayınları.
Murat, Sedat (2007), Dünden bugüne İstanbul’un İşgücü ve İstihdam Yapısı, İstanbul Ticaret Odası Yayını, Yayın No: 2007-73, İstanbul.
TÜİK. (2023). Nüfus ve demografi göstergeleri. Türkiye İstatistik Kurumu. https://data.tuik.gov.tr
Bir milletin geleceği o milletin temel değerlerinin gelecek nesillere sağlam bir şekilde aktarılmasına bağlıdır. Türk milletinin tarih sahnesinde misyonunu ifa edebilmesinin şartı milli değerleri ile uyumlu nesiller yetiştirmesi ile mümkün olacaktır. Tarihte dayanıklılığı ve yeniden organize olması ile güçlü devletler kurabilme kabiliyetine sahip olan Türk milleti bugün zorlu bir mücadele ile karşı karşıya bulunmaktadır. Milletleri ve devletleri ayakta tutan en önemli unsur güçlü ordulardan ve ekonomik varlıktan önce sağlam karakterli ve milli değerlerine bağlı nitelikli bir genç nüfusun varlığıdır.
Bugün dünya ülkelerinin karşı karşıya kaldığı en önemli problem yaşlanan nüfustur. Yaşlı nüfusun en fazla olduğu ülkeler TÜİK verilerine göre, Monako (35,8), Japonya (30,1) ve İtalya (24,5)’dır. Yaşlı nüfusun çoğalması bugün ülkemizi de tehdit etmekte olup Türkiye’nin yaşlı nüfus oranı %10,2 ile dünya ortalamasının üzerine çıkmıştır.
Türkiye’nin genç nüfus oranı nicel olarak azalmaktadır. Fakat asıl önemli husus genç nüfusun nitelik bakımından değer kaybetmesidir. Mevcut genç nüfusumuzun milli ve manevi değerler bakımından değer kaybetmesi üzerinde dikkatle durulmalıdır. Nitelikli genç nüfusun bir millet için taşıdığı stratejik önem rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyüktür.
Türkiye üzerinde 1958 yılından itibaren uygulamaya konulan nüfus planlaması ve doğum kontrolü uygulamaları bugün netice vermekte olup ülkemizin doğurganlık oranları 2023 yılı TÜİK verilerine göre geleceğimizi tehdit edecek seviyeye düşmüştür (% 1,51). Bu durum uzun vadede milletimizin, ekonomik kalkınması ve üretim kapasitesi ile sosyal güvenlik meselesi ve kültürel yönden sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Bugün doğurmayan toplumların geleceği tehlikededir.
Bugün ülkemizin karşı karşıya kaldığı en önemli tehdit aile kurumunun ciddi bir sarsıntı geçirmesidir. Aile bir milletin yeşerdiği, filizlendiği ve büyüdüğü bir kuluçka merkezi gibidir. Son yıllarda evlilik oranlarının düşmesi ve boşanma oranlarının hızla artması Türk aile yapısının büyük bir sarsıntı geçirdiğinin işaretidir. Aileyi tehdit eden başta medya olmak üzere sosyal ve ekonomik politikalar ile eğitim sistemi üzerinde dikkatle durulmalıdır.
Ülkemizin geleceği için nitelikli ve iyi yetişmiş insan gücüne ihtiyacımız bulunmaktadır. Nüfusun nitelikleri belirlenirken Türk milletinin tarihsel bağları ile köklerini oluşturan milli ve manevi değerleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Bugün başta çocuklar ve gençler olmak üzere bütün milletimizi etkileyen ahlak erozyonu problemi, alkol ve madde bağımlılığı, inanç değerlerimize yapılan saldırılar üzerinde önemle durulmalıdır.
Milletimizin geleceği için devlet, sivil toplum kuruluşları ve medya ortak bir bilinçle hareket etmelidir.
Nüfus yalnızca istatistiki bir rakam değil bir milleti geleceğe taşıyan köprüdür.
Topkapı surlarında gece üşümemek için köpeklere sarılarak ısınmaya çalışan bağımlı gençlerin hikayelerini dinledikten sonra bu yazıyı kaleme alıp ebeveynleri bilgilendirmeye karar verdim. Madde bağımlılığı ile mücadele etmek sadece emniyetin işi değildir. Başta eğitimciler olmak üzere sağlıklı aileler ve duyarlı medya kuruluşları bu illete karşı mücadele etmek için seferberlik ilan etmelidir.
Yakın zamanda bağımlı bireyleri sağlığına kavuşturup hayata kazandırmaya çalışan bir rehabilitasyon merkezini ziyarete gittim. Burada karşılaştığım gençlerden birisi henüz 18 yaşına yeni girmişti. Hayata tutunmaya çalışan bu gence nasıl bağımlı olduğunu sordum ve hikayesini anlatmaya başladı:
-Henüz 11 yaşındaydım, babam bir suç işleyerek hapishaneye girdi. Sonradan anladım ki uyuşturucu işinden hüküm giymiş. Biz annemle birlikte yalnız kaldık. Geçinecek paramız yoktu. Çalışıp aile bütçesine katkı sağlamak istedim. Annem, babanı ziyarete gittiğimizde ona danışalım, dedi ve gittiğimizde konuyu açtık. Babam iyi olur, hatta benim sanayide bir arkadaşım var onun yanına gidip selamımı söylersen sana yardımcı olur, dedi.
Ben bu konuşmanın son cümlesini duyduğum anda içimden eyvah, dedim. Çünkü “şıracının dostu bozacı olur”, sözünde anlatıldığı gibi hapishanedeki bir insanın arkadaşı da tekin bir adam olmaz, diye düşündüm. Genç anlatmaya devam etti:
-Sanayide babamın arkadaşını aradım ve buldum. Yanında çalışabileceğimi söyledi. İşe başladığım ilk gün bana kâğıda sardığı ve sigaraya benzeyen bir madde uzattı ve içmemi söyledi. Bu nedir, demeye kalmadan çakmağı çaktı ve sigarayı yaktı. Ben bu maddeyi içtikten sonra adeta kendimden geçtim ve dört gün gözüme uyku girmedi. Eve vardığımda, göz bebeklerimin neden büyüdüğünü ve kanlandığını soran anneme, sanayide kaynak makinesinin ışığı gözlerimi aldı, diye yalan söyledim. Artık hayatım yalan olmuştu. Anneme sürekli yalan söylemeye başladım. Alıştığım maddeyi almak için her şeyimizi satmaya ve hatta hırsızlık yapmaya başladım. Bu merkeze gelene kadar tam 7 yıl bağımlılık illetinden çektim ve perişan oldum, dedi.
Bu rehabilitasyon merkezinde karşılaştığım diğer gençlerin hikayeleri de buna benzerdi. Bağımlılığın arkasında yatan sebeplerden en önemlisi bireyin aile ortamında yaşadığı sıkıntılardı. Bununla birlikte sosyal çevrenin etkisinin de ihmal edilmemesi gereken bir faktör olduğunu gördüm. Bu yaşanmış hikâyelerden öğrendiğime göre, bağımlılığa düşen gençlerin çoğu aile ortamında sağlıklı aile bağlarına sahip değildi. Ayrıca arkadaş teşviki ile “bir seferden bir şey olmaz” mantığı ile madde kullanmaya başlayan pek çok gençle tanıştım. Bazı gençler çevrelerinde örnek gösterilen ve hiç kimsenin madde kullanacaklarına ihtimal vermediği kişilerdi. Hatta içlerinde hafız olanlar bile vardı.
Sevgili anneler ve babalar, çocuklarınızı seviyorsanız karı koca olarak birbirinizi çok sevin ve çocuklarınıza huzur dolu bir aile ortamı hazırlayın. Aile bağlarınızı güçlü tutun ve çocuklarınız boşanmış ailelerin çocukları olarak sokaklara itilmesin. Çocuklarınızla sıcacık bir aile ikliminde şefkatle ilgilenin ve onları dikkatle izleyin. Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın, çocuğunuzun gözlerindeki ve bedenindeki değişiklikleri izleyin. Çocuğunuzun uyuma alışkanlıklarındaki değişiklikleri dikkatle takip edin. Siz çocuklarınızla ilgilenmezseniz sokaklarda çocuklarınızla ilgilenecek ve onları bağımlılık ve türlü türlü zararlı alışkanlıklara özendirip alıştıracak pek çok insan bekliyor olabilir.
Sevgili anneler ve babalar, madde bağımlılığından korunmak için çocuklarınıza hayır demeyi öğretin. Akran zorbalığına karşı hayır diyebilen güçlü karakterli çocuklar yetiştirin. Çocuklarınızın öğretmenleri ile iyi bir iletişim kurun. Ailenizi ilgi, sevgi ve şefkat sıcaklığı ile kötülüklerden koruyun. Yuvanızı iyiliğin, güzelliğin ve samimiyetin doldurduğu ılıman bir iklime dönüştürün.
Bağımsız bir Türkiye bağımsız bir yaşamı benimseyen bireylerle yaşatılabilir. Bağımlı değil bağımsız ve özgür bir yaşama kanat açan çocuklar yetiştirmek için hep birlikte çalışmak ümidiyle esen kalın.
Bu yazıda ulusal ölçekli vizyon belgesinin mikro ölçekte uygulanabilirliğini kolaylaştıracak stratejik bir model önerisi ortaya konulmuştur. Birinci adımda vizyon belgesinin SWOT analizi yapılmıştır. Daha sonra ailenin sosyal politikaların nesnesi konumunda pasif bir alıcı olmaktan kurtarılmasına yönelik olarak aktif bir özne olarak kabul edilip, bir baş aktör olarak konumlandırılması gerektiği ileri sürülmüştür. Ayrıca, ailenin sorumluluk alan, kendi iç dinamiklerini sağlamlaştırabilen, toplumsal dayanıklılığa katkı sağlayan bir rol üstlenmesi amacıyla analizler yapılmıştır. Bu amaçla, dünya ve Türkiye ölçeğinde uygulama örnekleri ile desteklenen öneriler sunulmuştur.
1. Giriş
Dayanıklılık (resilience), gerek bireysel gerekse aile ve toplumsal boyutta hayatın akışında karşılaşılan baş edilmesi zor stres, risk, kriz ve travmalara neden olan olaylara rağmen insanın psikolojik, sosyal ve fonksiyonel olarak uyum halini sürdürebilmesi ve karşılaşılan olaylardan ders çıkarıp öğrenerek yeniden ayağa kalkabilme ve gelişim sürecini devam ettirebilme potansiyelini tanımlayan çok boyutlu bir kavramdır. Dayanıklılık, karşılaşılan güçlükler karşısında denge ve uyumun zamanla yeniden inşa edilme sürecini açıklayan bir anlam çerçevesi sunmaktadır (Masten, 2014; Rutter, 2012; Ungar, 2011).
Yaşadığımız post modern dönemde aile kurumu hızlı bir yapısal dönüşüm ve değişim yaşamaktadır. Özellikle ekonomik kaygılar, dijitalleşen dünya ile kamu politikalarının entegrasyonunun yetersiz olması aile kurumu üzerinde ciddi bir baskı unsuru halinde gelmiştir (OECD, 2023). Dünya ölçeğindeki bu gelişmelere paralel olarak Türkiye’de yaşanan aile sorunları ve özellikle evlilik oranlarının düşmesi, evlilik yaşının giderek yükselmesi ve aile içinde yaşanan iletişim kaynaklı sorunlar, ailede yaşanan dönüşüm ve değişimin göstergesi niteliğindedir (TÜİK, 2023). Bu nedenle makro (ulusal) düzeyde koruyucu ve telafi edici aile politikaları geliştirmenin yanında hane bazında uygulanabilir gerçekçi ve mikro düzeyde aile stratejileri geliştirmeye ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Bu makale bu ihtiyacı karşılamak amacıyla yazılmıştır.
2. Kuramsal ve politik arka plan
Son zamanlarda aile üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde, “family resilience” (aile dayanıklılığı) kavramının literatürün odak noktasını oluşturduğu görülmektedir (Walsh, 2023). Yalnızca zor zamanlarda gösterilecek bir dayanıklılık kavramı yeni yaklaşımlarda anlamını yitirmiştir. Bunun yerine henüz risk faktörünün bulunmadığı iyi zamanlarda aileyi büyük dalgalanmalara, çalkantılara ve krizlere karşı güçlü bir duruş ve uyum gösterip ayakta kalabilen bir sistem olarak kabul etmek dayanıklılığın yeni bir gerekliliği olarak ön plana çıkmaktadır.
Güncel raporlar aile politikalarının başarısının, mikro ölçekte ve hane boyutunda tutum ve sorumluluk değişimi gösterebilmeye bağlı olduğunu göstermektedir (OECD, 2023 ve Avrupa Komisyonu, 2022). Bu tespitlere göre mikro ölçekte dokunuşlar olmadığı taktirde ulusal ölçekteki stratejilerin karşılık bulmayacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Bu dokunuşlar da ulusal politikaların dışında ailelerin kendi iç dinamikleri ile hareket edip kendi esnekliğini kazanarak sağlam bir şekilde ayakta durmasını gerektirmektedir.
3. 2024-2028 aile vizyon belgesi SWOT analizi
Güçlü Yönleri
Zayıf Yönleri
Global tehditler
Bu durum hane ölçeğinde ailelere stratejik destek sağlamanın önemini göz önüne sermektedir. Nitekim küresel ve ulusal politik ve stratejik model ve önerilerin kuru bir nasihatten ibaret kalmaması ailelerin kendi iç dinamikleri ile inisiyatif alarak öğrenerek gelişmesine bağlıdır. Bu aşamada öğrenen aile modeli yaklaşımında olduğu gibi zorluklardan ders çıkararak yeni durumlara karşı hazırlıklı olmak ve gelişerek büyümek ilkesi benimsenmelidir (Çomak, 2021).
4. Aile ölçeğinde stratejik ve gerçek bir uygulama modeli
a. Stratejik Hedef
Aileyi, dijital çağın estirdiği kasırga boyutundaki tehditlere karşı koyabilen ve kendi iç düzenini oluşturma yetkinliğe sahip, güçlü ve değer aktarımı yapabilen ve bu sayede koruyucu hekimlik ve önleyici kapasitesini geliştirebilen sağlam bir yapı haline getirmektir.
b. Alt hedefler:
i. Aile içindeki görev ve sorumlulukların netleştirilmesi:
Gerçek problem Örneği:
Türkiye genelinde aile danışmanlarına yapılan başvurular büyük ölçüde aile içindeki rol çatışmaları ve sınırların belirsizliğinden ortaya çıkmaktadır (Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 2024). Bu bakımdan etkili iletişim ilkelerinin ailelere benimsetilmesiyle saygı ve nezaket esaslı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır.
Örnek Bir Uygulama:
· Türkiye İçin Uygulama Önerisi:
ii. Annelik ve babalık yeterliliklerinin güçlendirilmesi
Gerçek problem örneği:
Dijital çağın getirdiği tehlikeler geleneksel anne-baba rollerini yetersiz ve etkisiz bırakmaktadır (Livingstone et al., 2023). Ebeveynler bu tehlikelere karşı koymakta zorlanmakta ve çaresizlik yaşamaktadır.
Örnek bir uygulama:
· Türkiye için uygulama önerisi:
iii. Dijital risklerden koruyacak stratejiler geliştirilmelidir
Gerçek problem örneği:
Çocukların uzun süre ekran bağımlılığı ve zararlı içeriklere maruz kalması aile içinde yaşanan iletişim çatışmalarını artırmaktadır (UNICEF, 2023). Bu durum onarılması güç ve kalıcı davranış ve iletişim bozukluklarına neden olmaktadır.
Örnek bir uygulama:
· Türkiye için uygulama önerisi:
c. Sorumluluk üstlenen bir aktör olarak aile
Bu model:
Sonuç ve değerlendirme
Aile boyutunda ve hane ölçeğinde değerlendirilen bu stratejik eylem planı, Türkiye’nin 2024-2028 aile vizyon belgesini daha uygulanabilir hale getirebilir. Gerçek hayatta pratik örneklerle desteklenen bu model hem aileyi güçlendirmekte hem de devletin üzerindeki yükü hafifleterek ailelerin dayanıklılığını artırmaktadır. Böylece sürekli olarak dışarıdan destek bekleyen edilgen ve pasif aileler yerine kendi sorunlarını çözen ve kendi anlam arayışı yolculuğunda sorumluluk alan aileler mazeret üretmekten ziyade çözüm odaklı bir yapıya kavuşur. Çözüm üreten ve kendi iç dinamiklerini dengede tutma çabasında olan aileler ulusal ölçekteki aile politikalarına destek sağlar. Bu tip aileler toplumsal dayanıklılığı artırarak topluma sağlıklı bireyler yetiştirmek için aktif bir rol üstlenebilir. Türkiye ulusal aile vizyon planı aileler için genel bir çerçeve oluşturmaktadır. Mikro ölçekte aileler aktif bir sorumluluk üstlenmediği taktirde ulusal aile strateji belgesinin başarılı olma şansını zayıflatacaktır.
Bu model ile yardım isteyen değil yardım eden,
Destek isteyen değil destek olan aileler yaygınlaşacaktır.
Dayanıklı aile dayanıklı toplum demektir.
Kaynaklar:
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. (2024). Ailenin korunması ve güçlendirilmesi vizyon belgesi ve eylem planı (2024–2028). Ankara.
Çomak, (2021), Öğrenen Aile, Gülhane yayınları, İstanbul.
European Commission. (2022). Parenting support and family resilience in Europe. Brussels.
Livingstone, S., Stoilova, M., & Kelly, A. (2023). The digital lives of children and families. London School of Economics.
Masten, A. S. (2014). Ordinary magic: Resilience in development. Guilford Press.
OECD. (2023). OECD family database and family policy review. Paris: OECD Publishing.
Rutter, M. (2012). Resilience as a dynamic concept. Development and Psychopathology, 24 (2).
Sanders, M. R., Kirby, J. N., Tellegen, C. L., & Day, J. J. (2022). The Triple P-Positive Parenting Program. Clinical Child and Family Psychology Review, 25.
Sanders, M. R. (2023). The Triple P System of Evidence-Based Parenting Support: Past, Present, and Future Directions. Clinical Child and Family Psychology Review.
TÜİK. (2023). Aile yapısı araştırması. Ankara.
UNICEF. (2023). Child protection and digital risks. New York: UNICEF.
Ungar, M. (2011). The social ecology of resilience: Addressing contextual and cultural ambiguity of a nascent construct. American Journal of Orthopsychiatry, 81(1).
Walsh, F. (2023). Strengthening family resilience (4th ed.). Guilford Press.
Kitaplarım ve YouTube konuşmalarım hakkındaki kıymetli görüşlerinizi iletişim formundan gönderebilirsiniz.