Geleceğin Eğitimini Hayal Etmek

Dr. Nadir Çomak

Dünyanın çocuklarımız için yaşanabilir bir yer olarak kalması için eğitimin geleceğini ve geleceğin eğitimini yeniden hayal etmeliyiz. Çocuklarımızı, robotik teknolojilerin hâkim olacağı yeni dünyada robotların asla yapamayacağı becerilerle donatmalıyız. Çocuklarımızı bilginin hamalı değil yaratıcı fikirler üretebilen, girişimci, analitik düşünebilen, inisiyatif kullanabilen nitelikli insanlar olarak yetiştirmeliyiz.

UNICEF tarafından yayınlanan Responding to COVID-19 raporuna göre dünya çocukları hakkında çok sarsıcı ve üzücü bilgilere yer veriliyor. Bu rapora göre:

  • “2020 yılı sonuna kadar 142 milyon çocuğun daha parasal yoksulluğa düşeceği ve sosyal korumaya erişimden yoksun olacağı tahmin ediliyor.
  • Okulları kapalıyken her 3 okul çocuğundan en az 1’i uzaktan eğitime erişemedi ve 1,6 milyar çocuk ve genç okulların kapanmasından etkilendi.
  • Kadınların sağlık hizmetlerine erişme olasılığı veya erişimi daha az olduğu için 12 ayda 200.000 ek ölü doğum meydana gelebilir.
  • Düşük ve orta gelirli ülkelerde, sağlık hizmetlerindeki aksamaların ve artan yetersiz beslenmenin en kötü tahminlerinin bir sonucu olarak 12 aylık bir süre içinde 5 yaşın altındaki 1,2 milyon çocuk daha ölebilir.
  • En az 68 ülkede 1 yaşın altındaki yaklaşık 80 milyon çocuk hayat kurtaran aşıları kaçırabilir.
  • 2020 sonu itibariyle 59 ülkede mülteciler ve sığınmacılar, ulusal sosyal koruma önlemlerinin dışında tutuldu.
  • 5 yaşın altındaki 6,7 milyon çocuk önümüzdeki 12 ay içinde israftan mustarip olabilir; bu yüzde 14’lük bir artış, ayda 10.000’den fazla çocuk ölümüne neden olabilir- çoğunlukla Güney Asya, Sahra altı Afrika ve Afrika’da.
  • İlkokula başlama yaşının altında olan tüm çocukların tahmini yüzde 43’ünün (349 milyon) çocuk bakımına ihtiyacı var, ancak buna erişimi yok.
  • Şiddet önleme ve müdahale hizmetlerinin COVID-19 nedeniyle kesintiye uğradığı 104 ülkede 1,8 milyar çocuğun yaşadığı bir zamanda stres, hapsetme ve yoksulluk ciddi çocuk koruma riskini hızlandırıyor.
  • On yılın sonundan önce yaklaşık 10 milyon ek çocuk evliliği meydana gelebilir (UNICEF 2020).

Bu verileri dikkatle incelediğimizde çocukların temel haklarından olan yaşama, sağlık, barınma ve eğitim haklarından mahrum olduğunu görüyoruz. En doğal haklarına bile ulaşamayan çocukların durumunun düzelmesi için neler yapılabileceğini düşünmemiz gerekiyor. Eğitimciler ve eğitim araştırmacıları geleceğin eğitimini ve geleceğin dünyasını hayal etmek için daha fazla zaman kaybetmeden işe koyulmalıdır.

Geçtiğimiz hafta 1. İstanbul Eğitim Zirvesini takip ettim (1. İstanbul Eğitim Zirvesi, 2021) ve bu, kayda değer farkındalıklar kazanmak isteyenler için iyi bir fırsat oldu. Dünya’nın farklı üniversitelerinden eğitimcilerin katıldığı bu toplantıda eğitimin geleceği konuşuldu. Pandemi ile birlikte geleneksel eğitim yaklaşımlarının ortadan kalktığı ve yeni eğitim yaklaşımlarının konuşulur hale geldiği vurgulandı. Pandemi döneminin eğitimi yeniden geleceğe göre modellemek için önemli bir fırsat oluşturduğu üzerinde duruldu. Bu zirvede Fernando Reimers (Ford Vakfı Uluslararası Eğitim Uygulamaları Profesörü, Harvard Üni.), Pandmemi müfredatta yapısal bir değişim getirecek mi? Sorusunu şu şekilde cevapladı: “Pandemi okulların sosyo-ekonomik bağlamını değiştirdi. Neler yapabiliriz diye düşünme zamanı. UNICEF bu konuda 3 rapor hazırladı. Son rapora göre: toplum, ancak eğitim bileşenleri değiştikçe değişebilir. Eğitime 1000 feet yükseklikten bakarken şimdi BM insan hakları üzerinden eğitimi yeniden kurguluyor.

Küresel müfredat nasıl yapılandırılmalıdır” sorusuna ise şu cevabı verdi:

  1. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek ve
  2. Eşitsizlik ve fakirliği ortadan kaldırmak için çalışmak.

Reimers şu şekilde devam etti, “Birlikte yaşama kültürünü hayata geçirmeliyiz. 180 Beceride BM insan hakları beyannamesi lisede müfredata çevrildi. İklim değişimi ve eşitsizliklere odaklanmak gerekiyor. Küresel dünyada her bireyin haklarına saygı göstermek gerekiyor. Okulun dışında öğrenim nasıl yapılabilir. Fark yaratma becerileri nerelerdir. İnsan haklarının gerçeğe dönüşmesi için neler yapılabilir. İnsanların ne kadar savunmasız olduğunu bize pandemi gösterdi. Kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler yetiştirmek gerekiyor. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin öğrencilere aktarılması gerekiyor. Sürdürülebilirlik müfredatın şekillendirilmesinin anahtarıdır.” Zor zamandan geçen dünyamızca dirençli, dayanıklı ve esnek bireyler yetiştirmemiz gerekiyor. Bu konuda eğitim zirvesinde konuşan Bem Le Hunte (Prof. G. Director of Teaching and Learning Ünv. Of Tecnology Sydney), “17 Farklı disiplinin bir arada çalıştığı bir eğitim tarzı üzerinde çalışıyoruz. Bilgi almak yeterli değil. Sosyal girişimcilik, sosyal değerlerin anlaşılması çok önemli. Bireyselleştirilmiş eğitimi esas alınmalı. Yarışmacı ve sıralayıcı değil, işbirlikçi öğrenmeyi öncelemeliyiz.” Sözleriyle disiplinler arası çalışmalara ve çocukların bireysel farklılıklarına dikkat çekti.  B. Franklin’in “Ya birlikte var olacağız ya da ayrı ayrı asılırız” sözüne atıf yaparak, “Doğaya karşı sorumluluklarımız var ve bu sorumluluklarımızı hep birlikte yerine getirmezsek hep birlikte yok olacağımızı ve yaratıcılık becerilerinin önemini, girişimcilik ve dayanıklılık ve esneklik gibi kavramların üzerinde durmanın önemini” vurguladı.

“Eğitimin Geleceği” oturumunda Antony Seldon (Former Vice-Chancellor ünv. Of Buckhingam) “Okullar çocukların kafasına zorla bilgi sokuyor, yeni öğretim modelleri araştırılmalı. Bir öğrenci ne zaman en iyi öğrenir, gece mi, gündüz mü, hafta sonu mu? Kütüphanelerin ömrü doldu. Öğrenciler 5 tıkla bilgiye ulaşıyor. Neden kütüphaneye gelsinler ki? Yeni eğitim tasarımları geliştirilmeli.” Diyerek önemli konu başlıklarına dikkat çekti. Yeni eğitim modelleri geliştirilirken teknolojik gelişmelerden yararlanmakla birlikte çocukların bireysel farklılıklarına göre eğitim tasarımı yapmanın ve kütüphanelerin bir müze haline gelmesine dikkat çekilmesi oldukça ilginç kabul edilebilir. Bilgiye ulaşmanın çok kolaylaştığı günümüzde kütüphanelerin rolü ve yeni formları halihazırda yeniden kurgulanmalıdır.

Andreas Schleicher (Eğitim ve Beceriler Başkanlığı Direktörü, OECD), “Yalnızca akademik başarı yeterli değil. Farklı insanlarla birlikte yaşayabilmeli ve birlikte başarmayı öğrenmeliyiz. Ağaçları değil ormanı görmeliyiz.” Diyerek insanlığın birlikte yaşama kültürünün ilkelerini uygulayarak sorunlara birlikte çözümler bulmaları gerektiğini ifade etti.

Pasi Sahlberg (Eğitim Politikaları Profesörü, New South Wales Üniversitesi), “Çocukların ve gençlerin okul ve eğitim tasarımında düşüncesi alınmalıdır. İklim değişimi gibi konularda öğrencilerin kendi bulundukları sistemlerde daha çok söz sahibi olmasını isterim.” Diyerek öğrencilere alacakları eğitim ve yaşayacakları dünya hakkında daha fazla söz verilmesi gerektiğini vurgulaması önemliydi. Çünkü geleceğin dünyasında yaşayacak olan çocukların alacakları eğitimden yaşayacakları dünyaya kadar her alanda düşünceleri alınmalıdır. Aksi taktirde çocuklara ulaşmak imkânsız olacak derecede zorlaşmaktadır. Aynı konuya vurgu yapan Sir Anthony Seldon (Eski Rektör Yardımcısı, Buckingham Üniversitesi), “Gelecekte, çocuklar okulların nasıl olacağı konusunda fikir sahibi olmalıdır. Yöneticiler karar verme konusunda çekingen davranabiliyor. Eğitimin bütün bileşenlerinin söz sahibi olduğu ve etkileşimli ve eğlenceli bir okul sistemi kurmalıyız. Hep birlikte geleceği çoğunluğun kararına göre şekillendirebiliriz.” Derken okulun bütün paydaşlarının katılımının önemine dikkat çekti.

Bem Le Hunte (Eğitim Profesörü, Öğretme ve Öğrenim Direktörü, Sydney Teknoloji Üniversitesi), Pandemi sonrasında önümüzde bekleyen devasa sorunlar karşısında “İşe yarayan bir sistem bulana kadar denememiz gerekiyor. Kişiye göre özelleştirilmiş eğitim tasarlamalıyız.” Diyerek gelecek için yeni eğitim modelleri geliştirmenin önemine dikkat çekti.

Dünya Pandemi ve sonrasını böyle görüyor. Türkiye’den dünyaya baktığımızda eğitimciler ve akademik alanda araştırma yapan araştırmacılar olarak çocukların geleceği için geleceğin eğitimini ve eğitimin geleceğini yeniden hayal etmeliyiz.

Gelecekte yapay zekanın ve robotların hâkim olacağı bir dünyada bilgisayarın yapamadığı ve asla yapamayacağı becerileri belirleyerek bu becerileri çocuklara kazandırmalıyız.

Modası asla geçmeyecek olan ve makinaların asla yapmayı başaramayacağı, sevgi, saygı, merhamet, vicdan, anlayış, nezaket, iyilik, girişimcilik, yaratıcılık, şefkat gibi değerlerimizi beceriye dönüştürerek çocuklarımıza kazandırmalıyız.

Yarın çok geç olmadan harekete geçmeliyiz.

Eğitimin geleceğini ve geleceğin eğitimini yeniden hayal etmeliyiz.

Kaynakça

1. İstanbul Eğitim Zirvesi. (2021). İstanbul: Maarif Vakfı. https://www.istanbuleducationsummit.com/ adresinden alındı

UNICEF. (2020). Responding to COVID. New York: UNICEF. 28.11. 2021 tarihinde https://www.unicef.org/media/100946/file/UNICEF%20Annual%20Report%202020.pdf adresinden alındı

Türkiye’nin Gençleri Ne İstiyor?

Dr. Nadir Çomak

Türkiye nüfusunun %15,6’sını genç nüfus oluşturmaktadır. Avrupa Birliği üye ülkelerinin genç nüfus ortalaması %10,7 olarak hesaplanmıştır (TÜİK, 2019). İnternet kullanan gençler oranı %92,4 olarak belirlenmiştir (TÜİK, 2019). Bu oran gençlerin küresel cazibe merkezlerinin çekici etkilerine açık olduğu şeklinde yorumlanabilir. Yani yerel etkiler ve geleneksel iletişim yolları bu gençlerle iletişim kurmak için yetersiz kalmaktadır.

Gençlerin %56,7’si Türkiye’de yaşamaktan mutlu olduğunu belirtmektedir (TÜİK, 2019). Bu sonuç aynı zamanda gençlerin %43,3’ünün mutlu olmadığı sonucunu vermektedir. Bu kitlenin mutlu olmama nedeni üzerinde bilimsel araştırmalar yapılmasına olan ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır. Aynı şekilde gençlerin %73,0’ı işinden memnun olduğunu belirtmiştir (TÜİK, 2019). Bu sonuca göre de işinden memnun olmayan %27 oranındaki genç nüfus var demektir.

Habitat derneği tarafından yapılmış olan bir araştırmaya göre gelecekten en fazla umutlu olanlar yüzde 77 ile öğrencilerdir  (E. Erdoğan, 2017). Bu sonuca göre de gelecekten umutlu olmayan %23 oranında bir genç kitlenin varlığı dikkati çekmektedir Bu araştırmadan 3 yıl sonra yapılan başka bir araştırmaya katılan gençlerin %40,8’i Türkiye’de üniversitelerin iş bulmak için yeterli donanım sağladığını düşünmemekle birlikte bu gençlerin %62,5’i eğer imkân olsa yurtdışına yerleşip orada yaşamak istediğini belirtmiş (SODEV, 2020). TÜİK tarafından yayınlanan istatistiki verilere göre gençlerin %62,0’ı almış olduğu eğitimden memnun olduğunu belirtmiştir (TÜİK, 2019). Bu iki veriye göre eğitimden memnun olan gençlerin yurt dışında eğitim almak istediğine dair bir çıkarımda bulunulabilir.

Yeditepe Üniversitesi tarafından yapılan bir gençlik araştırmanın sonuçlarına göre, 18-29 yaş grubu arasındaki gençlerin %76’sı daha iyi bir gelecek için yurt dışında yaşamak istiyor. Bu araştırma sonuçlarına göre her iki gençten biri mutlu olmadığını ifade ederken, %77’si torpilin yetenekten daha etkili olduğuna inanmaktadır (Lüküslü, 2020). Gençlerin bu inancı torpili normal bir iş görme yolu olarak gören bir anlayışla çelişmektedir.

TGSP, (2018) tarafından yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre gençlerin en önemli üç sorunu, iş sahası eksikliği, eğitimde karşılaşılan sorunlar ve madde bağımlılığı olarak tespit edilmiştir. Gençlerin en temel problemi eğitim sistemindeki aksaklıklar, bitmeyen sınavlarla mücadele etmek zorunda kalmak, ailelerin beklentilerini karşılayamama, eğitim alınan konuda istihdam edinememe veya çalıştığının karşılığını maddi-manevi görememe şeklinde yaygınlık göstermektedir. Gençliğin kendini öncelikli olarak yetersiz eğitim ve işsizlik üzerinden tanımlaması, ilgili etmenlerin gençlerin yaşamını ne derece olumsuz etkilediğinin önemli bir göstergesidir (TGSP, 2018).

Yurt dışında eğitim alma konusunda yapılan bir araştırmada, imkanınız olsa yurt dışında yaşar mıydınız, sorusunda ankete katılan katılımcıların yaş grubuna göre evet cevabı verme oranı şu şekildedir: 18-24; %55,4, 25-34;%51, 25-44;%40,5, 55-64;%24,9, 65+;%18,9. Aynı soruya evet cevabını verenlerin oranı eğitim durumuna göre şu şekilde gerçekleşti: Doktora; %75,1, Yüksek Lisans; %68,2, Yüksek Okul-Fakülte: %53.6, Lise ve Dengi Meslek Okulu:% 36,1, İlköğretim: %38,1, Her hangi bir okul bitirmemiş:%18,2 (Türkiyeraporu, 2019). Bu sonuçlara göre gençler yurt dışında eğitim alma konusunda daha istekli olurken, eğitim seviyesi arttıkça yurt dışına gitme isteğinin de arttığı görülmektedir. Türkiye’den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2019 yılında bir önceki yıla göre %2 artarak 330 bin 289 olmuştur. Göç eden nüfusun %54,6’sını erkekler, %45,4’ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye’den yurt dışına giden nüfusun 84 bin 863’ünü T.C. vatandaşları, 245 bin 426’sını ise yabancı uyruklu nüfus oluşturdu (Türkiye Uluslararası Göç İstatistikleri, 2019). Bu verilerin ışığında Türkiye’de yaşayan gençlerin ne istediklerine dair şu çıkarımlarda bulunulabilir:

  1. Gençler geleceğe umutla bakmak istiyor.
  2. Gençler nitelikli eğitim almak istiyor.
  3. Gençler yeteneğin torpilden daha önemli kabul edilmesini istiyor.
  4. Gençler eğitim sisteminde yaşanan sorunlardan rahatsız olduklarını ifade ediyor.
  5. Gençler yeteneklerine uygun iş sahası istiyor.
  6. Gençler yaşanabilir bir Türkiye istiyor.
  7. Gençler anlaşılmak istiyor.

Yetişkin eğitimciler, siyasetçiler ve ebeveynler gençleri anlamak için daha fazla gayret göstermelidir. Gençler reddedici, dışlayıcı, biçimlendirici yaklaşımlardan hoşlanmıyor.

error

Websitemi Beğendiniz mi? Başkalarının da faydalanması için paylaşır mısınız? :)

Email Gönder
Whatsapp