Cinsel Kimlik ve Cinsel Yönelim Kavramlarının Tarihsel Gelişimi

Dr. Nadir Çomak

Özet

İnsanlar neslin devamı için erkek ve kadın olarak iki farklı cinsiyet şeklinde yaratılmıştır. Cinsellik, doğası gereği kadın ve erkek arasında gerçekleşmektedir. Ancak, insanların tarihi dönemlerde farklı cinsel kimlik tercihlerine de yöneldiği belirtilmektedir. Farklı cinsel tercihleri ​​olan insanlara 1973 kadar ruhsal ve psikolojik tedavi uygulanıyordu. Bu türden farklı cinsel tercihler psikolojik hastalık konularından çıkarılmıştır. 2004 yılında ABD’de eşcinsel iki kişinin nikahı kıyılmıştır. Daha sonra Avrupa’da benzer cinsel tercihlerin yaygınlaştığı görülmüştür. 2010 yılından sonra ülkemizde cinsel yönelim konusunda yapılan tartışmalarda artış gözlenmiştir. 2011 yılından itibaren İstanbul sözleşmesi imzalanarak farklı cinsel tercihlere karşı olumsuz tavırlar yasaklanmıştır. Sağlıklı bir toplum yapısı ve sağlıklı nesillerin yetişmesi için çocuklara ve gençlere sağlıklı bir cinsel sağlık eğitimi verilmelidir.

Anahtar kavramlar: Cinsel kimlik, cinsel yönelim, cinsel eğitim, LGBT.

Abstract

Humans were created in two different genders, male and female, for the continuation of the generation. Sexuality takes place between men and women by nature. It is stated that these people tend towards different sexual identity preferences. People with different sexual preferences were given mental and psychological treatment until 1973. Different sexual preferences of this kind are excluded from the issues of psychological illness. In 2004, two homosexuals were married in the USA. Later, it was observed that similar sexual preferences became widespread in Europe. After 2010, there has been an increase in discussions on sexual orientation in our country. Negative attitudes towards different sexual preferences have been prohibited by signing the Istanbul convention since 2011. A healthy sexual health education should be given to children and young people for a healthy social structure and healthy generations.

Key concepts: Sexual identity, sexual orientation, sexual education, LGBT.

Çalışmanın amacı ve yöntemi: Bu çalışma cinsel kimlik ve cinsel yönelim konusunda tarihsel süreçte gerçekleşen değişimi ve bu değişimin Türkiye üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma sonucunda sağlıklı bir cinsel eğitime olan ihtiyacın belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma literatür taraması şeklinde yapılmıştır.

Giriş

Canlılar üreyip nesillerini devam ettirecek biyolojik bir tasarıma sahiptir. İnsanoğlu da neslini devam ettirmek için erkek ve kadın olmak üzere iki farklı cinsiyete ayrılır. Erkek ve kadın biyolojik, anatomik ve psikolojik farklılıklara sahiptir. İnsanoğlu fıtratı/doğası gereği farklı cinsiyetler halinde üreme işlevini devam ettirir. “Cinsellik (sexuality): Cinsellik insanoğlunun; cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik, cinsel yönelim, erotizm, sevgi ve üremeyi kapsayan temel bir boyutudur. Cinsellik biyolojik psikolojik, sosyoekonomik, kültürel, etik ve dini faktörlerin karşılıklı etkileşiminin bir sonucu olarak yaşanmaktadır (Basset. T.M. and Kaim, B.;2000).” Cinsellik bazı araştırmacılara tek boyutlu değil çok boyutlu olarak ele alınmakta, yani “cinsellik, bireyin yalnızca üreme organlarının değil, insan olarak sahip olduğu tüm özelliklerini yansıtmaktadır. Bu nedenle cinsellik, tüm bireylerin doğumundan ölümüne kadar yaşamlarını bütünleyen önemli bir parça olarak ele alınmaktadır (Gürsoy, 2018).” Cinsellik konusunda gerçekleşen hızlı değişimin yaşanmadan önce ve özellikle “geleneksel toplumlarda cinsellik üreme sürecine sıkı sıkıya bağlıydı; gelgelelim günümüzde cinsellik, yaşamın, insanın kendisinin keşfetmesi ve biçimlendirmesi gereken bir boyutu haline gelmiştir. Giderek çok çeşitli cinsel yönelimler ve davranış biçimleri çerçevesinde tanımlanmaya ve anlaşılmaya başlamıştır (Giddens, 2013).”  Nitekim inançların şekillendirdiği geleneksel görüşlerin aksi yönde görüşler de vardır: Başar, (2012)’a göre cinsel ve duygusal yakınlaşmanın karşı cinsle sınırlı olmadığını ve farklı yerlerde ve farklı zaman dilimlerde kabullenme davranışlarının olduğunu fakat eşcinselliğin bir kimlik olarak kabul edilmesinin 19. Yüzyıl Avrupa’sında olduğunu belirtmektedir. Bu tespite uygun olarak cinsel kimlik algısı konusundaki değişmelerin insanlık tarihine nispeten yeni yeni başladığını destekleyen başka ifadeler de vardır: “Michel Faucault, cinsellikle ilgili çalışmalarında on sekizinci yüz yıldan önce eşcinsel birey tasarımının neredeyse var olmadığını belirtmektedir (Faucault 1978)’dan akt.  (Giddens, 2013).”

Cinsel sapkınlık nasıl anlaşılmalıdır?

Dini kaynaklarda insanın neslinin devamına vurgu yapılarak cinsellik kavramı kadın ve erkek üzerine inşa edilmiştir. İnançların toplumların gelenek, görenek ve yaşantısını şekillendirdiği düşünüldüğünde cinsel kimlik konusundaki toplumsal kanaatler büyük ölçüde bu etki ile biçimlenmiştir. İnanç sistemlerinin çizdiği değerler doğru ve geniş bir yola benzer. Bu yoldan uzaklaşıp farklı yollara çıkmalar ise sapma olarak nitelenir. “Sapkınlık bir topluluk ya da toplumda, önemli sayıda insan tarafından kabul edilen belirli bir normlar kümesine uyum göstermeme olarak tanımlanabilir. (Giddens, 2013).” Bir milletin ortak değerleri ortak bir değer kümesi olarak kabul edildiği takdirde milli ve manevi değerlerden artı ve eksi yönde gelişecek anomaliler normalden sapmadır. Fakat ortak normlar kümesi konusunda bir mutabakat yoksa anomali yani sapma konusu da tartışmalı hale gelir. Giddens (2013), bir toplumu sapma durumuna göre ikiye ayırmanın doğru olmayacağını ifade etmektedir. Sosyoloji kuramlarından işlevselci kuram, etkileşimci kuram, çatışma kuramı ve kontrol kuramına göre sapma konusu ele alınıp değerlendirilmiştir. Durkheim ve Merton sapma konusunu anomi olarak nitelendirmektedir. Geleneksel cinsiyet bakış açısına karşı eleştirel bir dil kullanılan çalışmalar dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de artmaya başlamıştır. Şenel (2014), insan bedeninin eril ve dişil olarak ikiye ayrılarak anatomik özelliklere göre kadınlık ve erkekliğin tanımlandığı ve Faucault’a atıfla kenar cinselliklerin görmezden gelindiği ve düzeltilmeye çalışıldığı geleneksel anlayış içerisinde LGBTİ bireylerin baskı, şiddet ve ayrımcılıkla kuşatıldığını ileri sürmektedir. Bu yaklaşımla gündelik hayatta karşılaşılan geleneksel cinsiyet algısından farklı yönlere doğru gerçekleşen sapmalar, normal bir durum olarak yansıtılmaktadır. Şenel (2014), cinselliğin neslin devamı, kültür aktarımı görevi ile tanımlanan kadının hazlardan arındırılarak yalnızca anne olarak aile temelinde ele alınmasını eleştirerek bu durumun kadını seven kadınları bir yokluk perdesi arkasına attığını iddia ederek lezbiyen ve biseksüel kadınların aşk ilişkilerin doğal bir insan hakkı olduğuna dikkat çekmektedir. Bilimsel çalışmalar kanıt merkezli olarak yapılandırılır. Öznel düşünceler bilimsel bakış açısı ile örtüşemez. Bilimsel düşüncenin en önemli farkı nesnel düşünebilme becerisidir. Toplum hayatında etkili olan dini kuralların kabul edilmediği hedonist bir bakış açısıyla, hayata yön veren norm ve değerlerin ihmalinden doğan boşluğun nasıl doldurulacağı konusu üzerinde düşünmek gerekir.

Tarihi devirler içerisinde insanların yaşantısında özellikle cinsellikle ilgili önemli sapmalar hakkında görüş belirten “antropologlar ve tarihçiler, eşcinsellik ve biseksüelliğin yansımalarının dünya genelinde eski çağlardan bu yana var olduğu” iddiasında bulunarak insanların doğal olmayan cinsel güdülerle de hareket edebildiğini belirtmektedir (Davies & Sarıdoğan, 2012).” Bu iddiaya göre: “Bazı kültürlerde eşcinsellik doğal ve insan cinselliğinin normal bir varyasyonu olarak görülürken, diğer kültürlerde aynı cinsiyetten kişilerle cinsel ilişkiler desteklenmekte ya da bu kişilere yüksek statüler verilmektedir. Bazı kültürlerde ise eşcinseller halen yerilmekte ve kötü muamele görmektedirler (Davies & Sarıdoğan, 2012).” Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi dünya genelinde cinsiyet kimliği konusu, üzerinde bir insan hakkı arayışı bağlamında değerlendirilmeler yapıldığı görülmektedir. Ancak son yıllarda ABD ve İngiltere’de görülen eşcinsel evlilikler konusunda yapılan şu çarpıcı açıklama oluşan infialin boyutları konusunda bir fikir verebilir: “17 Mayıs 2004’de saat 09.00’da Amerika’nın Massachuset eyaleti nikâh dairesinde gay bir çifte “nikâh sertifikası” verilerek bu iki gay çiftin evlilikleri ilan edildi. Focus on Family Derneği’nin başkanı James Dobson, bu sertifika evliliğin ilanı sertifikası değil evliliğin idamının sertifikasıdır dedi” (Giddens, 2013).

Eşcinsellik hakkında dünyadaki gelişmeler ve Türkiye’deki yansımaları

Smith and King, 2009): akt Davies vd. (2012), yüz yıla yakın bir zamandan beri eşcinselliğin bir hastalık olarak kabul edildiğine dikkat çekerek 1973 yılında Amerikan Psikiyatri derneğinin homoseksüeliteyi cinsel bir hastalık kategorisi (DSM-III-Diagnostic and Statistical Manual III’) olmaktan çıkarmasının üzerinden yirmi yıl geçmesinin ardından Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından da bu karara uyulduğunu belirtmektedir. Başar, (2012), eşcinsellerde görülen psikolojik sorunların toplumsal baskı sonucunda yaşadıkları ayrımcılık ve dışlanmadan kaynaklanan olumsuz duygulardan kaynaklanan homofobiden kaynaklandığını ifade etmektedir. Davies vd. (2012), son otuz yıldır eşcincelliğe olumlayıcı olarak yaklaşan psikoterapi modellerinin gelişmelerin olduğuna dikkat çekmektedir. Başar, (2012), dünyadaki bu gelişmelere rağmen Türkiye’de karşı cinse yönelik bir cinsel yönelimin dışında bir cinsel yönelimin ruhsal bir bozukluk olup olmadığı konusunda tartışmaların devam ettiğini belirtmektedir.

Cinsiyet ve cinsel kimlik konusu

“Cinsiyet, cinsel kimlik ve cinsel yönelim birbirinden farklı olgulardır. Cinsiyet bireylerin biyolojik olarak dünyaya geldikleri ilk hallerine denir. Genellikle kadın ve erkek şeklinde olurken bazı durumlarda çift cinsiyet şeklinde de olabilir. Cinsel kimlik ise bireylerin kendilerini hissettikleri cinsiyet olarak tanımlanır…. Cinsel yönelimi farklı olan bireyler gay, lezbiyen, biseksüel olarak tanımlanmaktadırlar. Dünyada bu bireyler LGBTQ olarak tanımlanmaktadırlar (Set, Zeynep & Akyıldız, 2019).” Set, (2019)’a göre bu bireyler akrabaları ve yakın çevreleri tarafından bir zorbalık ve cinsel istismara uğramakta ve bu durum da bu bireylerin alkol, uyuşturucu, depresyon, stres ve travma bozukluğu, intihar gibi farklı psikolojik sorunlar yaşamalarına yol açmaktadır. Bu konuda Yardımcı, (2019)’tarafından yapılan bir araştırmada LGBT bireylerin ortalama yaşam tatmini puanlarının heteroseksüel bireylere göre daha düşük olarak tespit edilmiştir. Ayrıca ailesi tarafından cinsel yönelimi bilinen bireylerin depresyon oranlarının ailesi tarafından bilinmeyenlere göre daha düşük olduğu belirlenmiştir.

Türkiye’de cinsel kimlik ve cinsel yönelim algısındaki değişimin boyutları

Özellikle ABD’de başlayan ve Avrupa’ya ve Doğu Asya ülkelerine yayılan bu yeni cinsel kimlik tasarımı çabalarının yansımaları son yıllarda Türkiye’de de görülmeye başladı. Bu konuda 2010 yılında Avrupa Birliği’nin desteği ile yayınlanan Türkiye’de Cinsel Yönelim veya Cinsiyet Kimliği Temelinde Ayrımcılığın İzlenmesi Raporu, (Güner, Umut & Kalkan, Pelin & Öz Yasemin & Ceylan Elif, 2010) Türkiye’de bu konuda yeni bir farkındalık oluşmasına neden oldu. Üst perdeden konuşan, yürütme, yasama organlarına ve STK temsilcilerine adeta yönerge ve talimatlar veren bu cüretkâr raporun yayınlanması ile eş zamanlı olarak İstanbul Sözleşmesi’nin iktidar partisi tarafından kabul edilmesi raporun yaptığı etkiyi göstermesi bakımından oldukça manidardır.

İstanbul sözleşmesinin 4/3. Maddesi uyarınca taraf devletler cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi görüş, cinsel yönelim gibi hiçbir ayrımcılık yapmadan sözleşmede yer alan korumayı bütün bireylere sağlamakla yükümlüdür. Bakırcı’ya göre (2015), İstanbul sözleşmesinde LGBTİ bireylerden açıkça söz edilmese de onlar için de aynı korumanın kabul edilmesi gerektiğini iddia etmektedir” (Bakırcı, 2015).

Dursun’a göre (2020), İstanbul sözleşmesinin savunduğu ilkeler insanın doğasına ve fıtratına uygun olan İslam’ın temel değerleri ile çelişmekte, kadın ve erkek rollerini belirleyen dinin etkisinin ortadan kalkmasına yönelik maddeler ise din emniyetini, nikahsız yaşamayı teşvik etmekte ve nesil emniyetini zedeleyici hükümler içererek İslam Hukuku’nun temel ilkeleri ile çelişmektedir.

Türkiye’de Cinsel eğitimin önemi

Türkiye yüz yılı aşkın bir zamandan beri devam eden modernleşme ve batılılaşma çabalarına rağmen hala geleneksel motiflerini koruyan bir ülkedir. Bu geleneksel yapıdan kaynaklanan baskıcı tutumlar ailelerde mevcut olan farklı cinsel yönelimlerin baskılanmasına yol açabilir. Nitekim bu konuda yapılan bir araştırma önemli verileri sunmaktadır. Kıraç (2014) tarafından yapılan araştırma ülkemizde yaşayan Müslüman eşcinsel bireylerin yaşadıkları çelişkileri yansıtması açısından dikkate değer kabul edilebilir. Üye olmanın ücretli olduğu bir sosyal medya platformuna kayıtlı ve Türkiye’de yaşayan üç yüz seksen iki gay ve biseksüel erkek bireyin katıldığı bu çalışmada elde edilen veriler Festinger’in Bilişsel Çelişki Kuramı bağlamında analiz edilmiş ve eşcinselliğini kabul eden bireylerin dindarlık oranları düşük çıkarken hayatın anlamı puanları yüksek çıkmış, fakat eşcinselliği kabul etmeyen bireylerin dindarlık oranları yüksek çıkarken hayatın anlamı puanları düşük çıkmıştır.

Şah tarafından (2011) yapılan bir araştırmada ise Türkiye’deki gençlerin cinsel yönelim, heteroseksüellik, eşcinsellik, biseksüellik ve transseksüelliğe ilişkin sosyal temsilleri arkadaşlarıyla paylaştıklarını ortaya koymuştur. Şah (2012) tarafından yapılan benzer bir çalışmada da sözü edilen cinsel yönelime sahip kişilerle olan yüksek tanışıklık düzeylerinin bireylerin daha olumlu tanımlamalarıyla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

Bu açıklamalar ışığında Gölbaş’na göre (2003) çocukların ve gençlerin cinsel sağlığını korumak ve geliştirmek, cinsel yönelim ve cinsel sağlık, cinsel davranış, üreme sağlığı, cinsiyet sağlığı gibi konuları sağlıklı bir şekilde öğrenmek için ailelerde ve eğitim kurumlarında sağlıklı bir cinsel eğitim programının uygulanması gerektiği belirtilmektedir.

Cesur vd.’tarafından (2010) yapılan bir araştırmada çocukların ahlaki gelişimleri ile anne-baba tutumları arasında yakın ilişki olduğu ve ebeveynlerin erkek ve kız çocuklarının eğitiminde farklı tutumlar sergiledikleri belirlenmiştir.

Çetin vd.’tarafından (2008) gençlerin 8 yıl gözlendiği boylamsal bir çalışmada gençlerin cinsel bilgileri aileden ve porgnografik filmlerden öğrenmesinde artma olmuştur. Gençlerin sağlıklı cinsel eğitimi ailelerinden, ilköğretim eğitiminden itibaren okuldan ve uygun akran gruplarından almasının önemi vurgulanmıştır. Aslan, (2013) tarafından sosyal psikolojinin temel ilgi alanlarından biri olan kimlik konusunun gençlerde ergenlik döneminden itibaren son derece önemli olduğu ve özellikle ergenlik döneminde kim olduğunu soran ve çevresiyle kıyaslayan gençler için uygun sosyal gruplarla özdeşleşmelerinin öneminin altı çizilmiştir. Kimlik konusu içerisinde cinsel kimlik konusu ayrı bir önem taşımaktadır. “Cinsiyet kimliği ile ilgili tanımlamalarda, bireyin en az damgalanmasına neden olacak şekilde değişiklikler yapılmaya çalışılmaktadır. (Başar, 2012).“ Özkan vd. tarafından (2020) yapılan çalışma cinsel sağlık eğitimi alan öğrencilerin cinsel sağlık bilgi düzeylerinin yüksek olarak belirlendiği ve bu eğitimlerin toplum sağlığı ve refahının artmasına olumlu katkı sağlayacağını ortaya konulmuştur.

Yücesan vd. tarafından (2018), çocukluk döneminden itibaren verilecek olan sağlıklı bir cinsel eğitim programı çocukların ve gençlerin fiziksel, sosyal ve duygusal gelişimlerini daha sağlıklı tamamlayacağı belirtilmektedir. Ayrıca MEB bünyesinde cinsel eğitimle ilgili bir müfredatın geliştirilmediğinden bahisle bu konu hakkında çalışma yapılmasını önemine dikkat çekilmektedir. Okullarda cinsel eğitimle ilgili hemşirelerin danışman ve lider rolü üstlenebileceğini ve bu amaçla okullarda görevlendirilmesinin önemine vurgu yapılmıştır. Cinsel eğitimin çocukların ve gençlerin inanç ve değer sistemlerini geliştirmeleri açısından önemine vurgu yapılmıştır. Gürsoy, (2018), cinsellik bireyin cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve toplumsal rolleri ile değer ve tutumları ve cinsel kimliği ile erotizm, cinsel yönelim ve sevgiyi içerdiğine dikkat çekerek sağlıklı cinsel bir eğitimin okullarda verilmesinin önemi vurgulanmaktadır. Bu cümleden olmak üzere “ülkemizde özellikle LGBT çocuk ve ergenlerin iyilik hallerini ve okullarda yaşadıkları zorlukları kapsayan çok az çalışmaya ulaşılmıştır. Bu alana yönelik çalışmaların yapılması ve özellikle LGBT bireylerin maruz kaldığı kötü muameleyi önlemeye yönelik uygulamaların araştırılmasına ihtiyaç olduğu” ifade edilmektedir” (Mahperi Uluyol, 2016).

Sonuç ve değerlendirme

Yaşadığımız dijital çağda dünyadaki gelişmeler diğer toplumları daha hızlı etkiliyor. Cinsellik konusundaki gelişmeler de diğer ülkeleri etkilediği gibi ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir. Post modernizmin kural ve kanunlardan bağımsız ve çok seçenekli dünyasında gençlerin cinsellik hakkındaki kabullerinin ve değer yargılarının da değişmemesi beklenemezdi. Bu nedenle geleneksel bir toplum yapısından hızla evrilen ülkemizde gençler internet teknolojilerinin sunduğu etkilere daha açık hale gelmiştir. Ebeveynler ve eğitimciler cinsiyet eğitimi ve cinsel kimlik gelişimi hakkında daha fazla sorumluluk almaları gerektiğinin farkına varmalıdır. Baskıcı, reddedici, dışlayıcı, yaftalayıcı bir dil kullanmak yerine henüz çocukluk döneminden itibaren sağlıklı cinsel eğitim vermenin çocukları yakından tanımanın yolları aranmalıdır. Anne-baba tutumlarının çocuk eğitiminde belirleyici bir unsur olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Özellikle cinsel yönelim ve farklı cinsel kimlikleri tanımlama noktasında belirleyici faktörler bilim ve din kurumudur. Toplumun dindarlık algısındaki değişimlerin cinsel kimlik algısı üzerindeki etkisi yapılacak yeni bilimsel çalışmalarda incelenmelidir. Bu değişimler nedeniyle dindarlıktan hızla uzaklaşma eğilimleri şayet bilimsel olarak ölçülebilirse bu durum geleneğin de zayıfladığının bir işareti olarak kabul edilebilir. Bu takdirde sapkın cinsel eğilimlerin önüne geçmek için başka çareler aramak zorunda kalınabilir. Özgürlükler bağlamında insanlara zorlama yapma yetkisi kanunen hiç kimsede olmadığına göre, cinsellik konusundaki farklı anlayış ve kabulleri bilimsel çerçevede ve eğitimle çözmekten başka bir seçenek de kalmamaktadır. Çünkü bu ülkede yaşayan LGBT’li bireyler bu ülkede yaşayan anne ve babaların çocukları değil midir? Bu nedenle devlet kurumlarına, kanun yapıcılara, üniversitelere, eğitimcilere ve STK temsilcilerine önemli sorumluluklar düşmektedir. Reddetmek, dışlamak, şiddet uygulamak sorunu çözmenin doğru yolu değildir.

KAYNAKLAR

Aslan, S. (2013). Toplumsal gruplara üye olan ve olmayan gençlerde kimlik yönelimi, toplumsal karşılaştırma, arkadaşlara bağlılık ve grupla bütünleşme [Ankara Üniversitesi]. ttps://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/35084/TEZ.pdf?sequence=1&isAllowed=y

Bakırcı, K. (2015). İstanbul sözleşmesi. Ankara Barosu Dergisi, 4, 133–204. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/398473

Başar, K. (2012). Cinsel Yönelim, Cinsiyet Kimliği ve Psikiyatrik Sınıflandırma. Türk Psikiyatri Dergisi, 23(3). https://www.researchgate.net/profile/Koray_Basar/publication/298411661_Sexual_Orientation_Gender_Identity_and_Psychiatric_Classification_Forewords/links/5aa78d67a6fdcccdc46ac51d/Sexual-Orientation-Gender-Identity-and-Psychiatric-Classification-Forewords

Cesur, Sevim & Künyel, N. Ö. (2010). Ebeveyn Tutumları Ve Gençlerin Ahlaki Muhakeme Ve Ahlaki Yönelimleri Arasındaki İlişkiler. Psikoloji Çalışmaları, 29, 65–91. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/99935

Çetin, S. K. & Bildik, T.& Erermis, S.& Demiral, N.& Özbaran, B.& Tamar, M., & Aydin, C. (2008). Erkek Ergenlerde Cinsel Davranış ve Cinsel Bilgi Kaynakları: Sekiz Yıl Arayla Değerlendirme. Turk Psikiyatri Dergisi, 19(4), 390–397. http://www.turkpsikiyatri.com/C19S4/390-397.pdf?ref=sexshop06.net

Davies, D., & Sarıdoğan, Ç. G. E. (2012). Pink Therapy-Cinsel Yönelim. http://www.pinktherapy.com/portals/0/Downloadables/Translations/TUR_SexualOrientation.pdf

Dursun, A. (2020). İstanbul Sözleşmesi’nin İslâm Hukukuna Göre Değerlendirilmesi. Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 10(19), 41–68. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1375617

Giddens, A. (2013). Sosyoloji. Kırmızı.

Gölbaşı, Z. (2003). Sağlıklı gençlik ve toplum için bir adım: cinsel sağlık eğitimi. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 6(6), 1303–0256. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/198172

Güner, Umut & Kalkan, Pelin & Öz Yasemin & Ceylan Elif, Ö. & F. S. (2011). Türkiye’de Cinsel Yönelim Veya Cinsiyet Kimliği Temelinde Ayrımcılığın İzlenmesi Raporu.

Gürsoy, F. Z. & E. (2018). Neden Cinsel Sağlık Eğitimi? Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 8(1), 29–33. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/451039

Kıraç, F. (2014). Dindar eşcinsel bireyin manevi ve cinsel kimlik ikilemi: Müslüman gay ve biseksüel erkek örneklem. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 7(35), 464–473. http://acikerisim.artuklu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12514/335/manevi cinsel kimlik.pdf?sequence=1&isAllowed=y

Mahperi Uluyol, F. (2016). Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelime bağlı zorbalığa maruz kalma, sosyal destek ve psikolojik iyilik hali arasındaki ilişki. Klinik Psikiyatri Dergisi, 19(2), 87–96. https://doi.org/10.5505/kpd.2016.77487

Özkan, Haavva, Üsttaşğın & Apay, S. E. Z. D. Ü. S. E. A. (2020). Cinsellikle İlgili Eğitim Alan Ve Almayan Öğrencilerin Cinsel Sağlık Bilgi Düzeylerinin Karşılaştırılması. Ebelik Ve Sağlık Bilimleri, 3(1), 11–21. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1038094

Şah, U. (2012). Eşcinselliğe, biseksüelliğe ve transseksüelliğe ilişkin tanımlamaların homofobi ve LGBT bireylerle tanışıklık düzeyi ile ilişkisi. Psikoloji Çalışmaları, 33(2), 23–48. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/404914

Şenel, B. (2014). Cinsel yönelim ayrımcılığının gündelik hayat yansımaları. [Hacettepe Üniversitesi]. http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/handle/11655/1529

Set, Zeynep & Akyıldız, A. (2019). Bireylerde Cinsel İstismar. Uluslararası Bilimsel Araştırmalar Dergisi. Uluslararası Bilimsel Araştırmalar Dergisi (IBAD), 296–306. https://doi.org/10.21733/ibad.584700

Yardımcı, E. (2019). Son ergenlik dönemindeki bireylerde cinsel yönelim ve yaşam tatmini arasındaki ilişkide depresyonun aracı etkisi [Işık Üniversitesi]. https://acikerisim.isikun.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11729/2179/10255563.pdf?sequence=4&isAllowed=y

Yücesan, A., & Alkaya, S. A. (2018). Okullarda göz ardı edilen bir konu: cinsel sağlık eğitimi. SDÜ Tıp Fakültesi Dergisi, 25(2), 200-209. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/386922

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error

Websitemi Beğendiniz mi? Başkalarının da faydalanması için paylaşır mısınız? :)

RSS
Email Gönder
YouTube
YouTube
LinkedIn
LinkedIn
Share
Instagram
Whatsapp